Dorian Gray’in Portresi ve Psikoloji: Narsisizm Nedir?

Dorian Gray'in Portresi can yayınları kapak görseli

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi birbirlerini tamamlayan bir yapıt ve bir kavramı ifade etmektedir. Narsisizm günlük hayatımızda kullandığımız basitçe “kendini beğenmiş” kalıbının çok ötesinde bir anlam taşırken, Dorian Gray’in Portresi de sıradışı öyküsünün altında felsefi, mitolojik ve psikolojik birçok ögeyi barındır. Nitekim içeriği ve kurgusuyla Dorian Gray’in Portresi Oscar Wilde’nin hocası olan John Ruskin’den uzun yıllar mitoloji ve felsefe eğitimi almasının da bir sonucudur. Kendi portresine âşık olmasıyla narsistik yapısı tüm şiddetiyle ortaya çıkan Dorian Gray’in yalnızlık, kibir ve üstünlükle kuşattığı temeli zayıf kalesinin yıkılışını hazin ama bir o kadar da etkileyici bir şekilde anlatan roman, narsisizmin hem normal boyutunu hem de patolojik boyutunu incelemeye olanak verirken, psikolojide büyüklenmeci narsisizm olarak adlandırılan patolojik narsisizm türünün de açık bir örneğini sunmaktadır. Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi psikoloji penceresinden incelendiğinde, edebiyatın psikolojiyi psikolojinin de edebiyatı ne denli tamamladığı sayısız kerelerden bir kez daha ortaya konmuş olacaktır.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “özseverlik” olarak Türkçeleştirilen ve “bensevi” olarak da bilinen narsisizm, kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık olarak tanımlanmıştır. Yine Türk Dil Kurumu sözlüğünde narsisizmin genel özellikleriyle bağdaştırılan diğer bir kelime olarak “bencil”, yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan, hodbin, hodkâm, egoist şeklinde eş anlamlı sözcüklerle birlikte ifade edilmiştir (10). En genel anlamıyla narsisizm kişinin kendine yönelik aşkıdır. Narsist ya da narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, kendilerine âşıkmış gibi davranır, en gözde olmak ister, başkalarının düşünce ya da ilgilerine alaka göstermezler (4). Orhan Veli’nin “Cımbızlı Şiir”inde narsistik kişinin genel durumu çok kısa ama öz olarak ortaya konmuştur: “Ne atom bombası/ Ne Londra Konferansı/Bir Elinde cımbız,/ Bir elinde ayna;/ Umurunda mı bu dünya!” (5).

Özellikle toplulukçu kültürlerde çok kabul edilebilir bir özellik olarak görülmeyen narsisizm kendi kültürümüzde de hoş karşılanmaz. “Kendini dev aynasında görmek, burnu havada, burnu büyük, kendini beğenmiş” gibi deyimler bunun bir yansımasıdır. Narsisizmi iyi veya kötü olarak nitelemek çok sınırlı bir bakış açısı sunarken, onun farklı bileşenlerine odaklanmak, ortaya çıktığı sosyal bağlama ve ortaya çıkardığı sonuçlara vurgu yapmak daha doğru bir değerlendirme penceresi sunacaktır (1).

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Narkissos Efsanesi

Caravaggio Narcissus resmi
Narcissus, Caravaggio, 1597-1599

Narsisizm, ismini Yunan mitolojisindeki karakterlerden biri olan Narkissos’tan (Narcissus) almıştır. Latin şair Ovidius tarafından aktarılan öyküsüne göre Narkissos, oldukça yakışıklı, herkesi kendine âşık eden bir delikanlıdır. Ancak hiçbir aşka karşılık vermemiş ve âşıklarının kalbini kırmıştır. Dağ perilerinden biri olan Echo (Eko) Narkissos’a âşık olur ve sürekli onun güzelliğini izler. Echo bir gün cesaretini toplayıp Narkissos’un karşısına çıktığında Narkissos onu hor görür, “Bana dokunmana izin vermektense ölürüm daha iyi!” diyerek perinin aşkını karşılıksız bırakır. Narkissos’un bu tavrı diğer perileri çok kızdırır ve ona beddua ederek tanrıların gazabını isterler. Bu bedduaları işiten tanrılar “Başkalarını sevmeyen kendini sevsin!” diyerek onu cezalandırırlar. Bir gün bir pınara su içmek için eğilen Narkissos, suda kendi aksini görür, “Kendime olan sevgimle yanıyorum ben. Suda yansıyan bu güzelliğe nasıl kavuşabilirim? O güzellikten vazgeçemem de. Artık yalnız ölüm kurtarır beni.” der ve kendine ölümüyle sonuçlanacak kadar âşık olur. Su kıyısından bir an bile ayrılamayan Narkissos kendi güzelliğini izleyerek orada ölür gider (4,7). Narsist kişiler de tıpkı Narkissos gibi sürekli kendilerine dönüktürler ve diğerlerinden bekledikleri ilgiyi göremediklerinde onun gibi yıkıma uğrarlar (4).

“Dorian karşılık vermeyerek isteksizce ilerledi, portresine doğru döndü. Portreyi görünce geriledi, yanakları bir an kıvançtan pembeleşti. Kendi kendini ilk kez tanımış gibi gözlerinde bir sevinç parladı. Orada, kendinden geçmiş gibi kıpırtısız duruyordu, kutsal bir gerçeğin açıklanması gibi, kendi güzelliğini bilincine varmıştı.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 38

“Dorian Gray, ‘Ne hazin!’ diye mırıldandı, gözlerini kendi portresinden ayırmadan. ‘Ne hazin şey!’ ihtiyarlaşıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek… Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda… Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 39

Oscar Wilde’nin Dorian Gray’in Portresi’ni Narkissos efsanesine dayandırdığını söylemek çok da iddialı olmayacaktır. Zira kendi portresine bakar bakmaz güzelliğini keşfeden, gençlik ve canlılıkla kendine bakan kendine vurulan Dorian, Oscar Wilde’nin romanının Narkissos’udur. Yukarıdaki ilk alıntı bunu muazzam bir dille açıkça ortaya koymaktadır. Tıpkı tanrıların cezası sonucu suda kendini görerek ölümüne âşık olan Narkissos gibi Dorian da o zamana kadar herkesten duyduğu güzelliğini o anda keşfetmiş ve sonunu getirecek bir aşka düşmüştür. Üstelik Narkissos gibi o da kendi güzelliği ve gençliğini korumak için ne olursa olsun yapmaya hazır olduğunu söyleyerek bir bakıma lanete uğramıştır. Çünkü kendi günah ve suçları onda hiçbir şeyi değiştirmez ve gençliği ile güzelliğinden hiçbir şey götürmezken, portresi yavaş yavaş çirkinleşmeye ve yaşlanmaya başlayacaktır.

Narsisizm, kişinin kendini aşırı önemsemesi, diğerlerini yok sayması, ilişkilerinde aksama ve bozulmalar yaşaması ve benlik algısına yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda baş etme mekanizmalarının zarar görmesi ve uygun stratejileri kullanamamasıyla işlevselliğinin bozulması noktasına gelmesiyle “patolojik narsisizm” halini alabilir. Bu narsisizmin karanlık yüzüdür. Buna rağmen benliğe ilişkin olumlu algıya sahip olma, liderlik ve kendi amaçları doğrultusunda ilerleyerek karşılaştığı güçlüklerde kendine sığınma gibi narsisizmin olumlu özelliklerinden de söz edilebilir. Bahsedilen özelliklerle kendini gösteren narsisizm “normal narsisizm” olarak tanımlanır (1,2).

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Lord Henri ve Normal Narsisizm

“Dinleyenleri büyüleyerek sanki kendilerinden dışarı çekiyor, onlar da güle oynaya onun çaldığı kavalın peşinden gidiyorlardı.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 59

“Ha, Harry’nin görüşlerinden biri bu, değil mi, Mr. Gray? Harry’nin görüşlerini hep arkadaşlarından duyarım.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 64

Diğerleri tarafından beğenilme, takdir görme, diğerlerinin kendine ihtiyaç duyduğunu hissetme ve kendini olumlu bir biçimde algılama gibi gereksinimler narsistik gereksinimler olarak kabul edilir. Vurgulanması gereken bir nokta şudur ki tüm insanlar bu gereksinimlere sahiptir ve bunların karşılanmasını talep eder, karşılandığında da haz duyar. Normal narsisizmin yapısı budur. Normal narsist yapıdaki kişi hem kendinin hem de çevresindekilerin farkındadır. Diğerlerinden gelen yargılama ve eleştirilerle kolayca benlik algısı sarsılmaz. Onlardan beklediği ilgi, sevgi ve takdiri görmediğinde elbette ki incinir ancak kendine verdiği değeri diğerlerinin ona verdiği değerle belirlemez. Sonuç olarak kendine döner ve özgüvenini kendine odaklanarak tekrar yükseltir (6).

 Dorian Gray’in Portresi normal narsisizm sınırlarının dışına çıkan örüntülerle devam etse de Dorian’ın yakın arkadaşı ve “akıl hocası” halinde olan Lord Henri’nin, daha çok kibirli ve kendini beğenmiş olarak ifade edilebilecek bir yapıya sahip olduğu düşünülebilir. Neredeyse her konu hakkında bilgisi olduğunu göstermekten zevk duyan, çevresindekileri görünüşü ve konuşma şekliyle etkilemeyi başaran bir birey olarak diğerlerini etkilerken diğerlerinden etkilenmemektedir. Onlar tarafından takdir ve ilgi gördükçe bundan haz duymakta ancak yargılandığı ve kendisine karşı çıkıldığında bununla sarsıntı yaşamamaktadır. Üstelik ilgisi tamamen kendine dönük de değildir. Çevresindeki insanları incelemekten büyük bir keyif almaktadır. Dolayısıyla roman, normal narsisizm çerçevesinde de değerlendirilebilmekte ancak patolojik narsisizm ağırlıklı devam ederken her iki türün birbirine karıştığı da görülmektedir.

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Dorian Gray ve Patolojik Narsisizm

“…birçok kişi köşelerde fiskos ediyor, yanından geçerken küçümseyerek gülümsüyor ya da gizini öğrenmeye kararlıymışlar gibi soğuk, delip geçici bakışlarla onu süzüyorlardı.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 177

Patolojik narsisizmin normal narsisizmden ayrıldığı başlıca nokta bireyin tamamen dışarıdan gelen yorum ve düşüncelere açık oluşudur. Aslında dışarıdan bakıldığında patolojik narsisizme sahip bireyler kendinden oldukça emin ve başkalarının ne dediğini önemsemez bir tavır içinde gibi görünürler. İçlerindeyse tamamen başkalarının fikirleriyle beslenen, kendinden emin olmayan bir yapıları vardır. Patolojik narsistler kendi içlerindeki güvensizliği ve hoşlarına gitmeyen özelliklerini yansıtma mekanizması yoluyla diğerlerine aktarırlar, böylece diğerlerine karşı öfke gibi olumsuz duygular besleyebilir, yapılan eleştirilere karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler (6). Dorian kendi yaptığı “kötülükler” sonrasında dışarıdan sevimli, masum ve hala çok güzel görünürken içinde aslında gitgide ne yaptığını bilen ama bunu söylemeyen, kendine güvenini yitiren bir parçasını taşımaktadır. Kendiyle ilgili farkına varmaktan kaçındığı bu parçasını diğerlerine yansıtmakta, sanki onlar sürekli onun aslında ne kadar kötü ve güvensiz biri olduğunu öğrenmeye çalışıyorlarmış gibi paranoid içerikli düşünceler geliştirmektedir.

“Dorian bildikçe öğrenmek istiyordu. Doyuma ulaştıkça oburlaşan azgın iştahları vardı.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 162

“…Dorian, aslında doğasına yabancı olduğunu bildiği birtakım düşünce biçimlerini benimseyerek, kendini bunların dolaylı etkilerine bırakıyordu. Sonra, deyim yerindeyse, onların rengini kaptıktan ve düşünsel merakını giderdikten sonra tuhaf bir ilgisizlikle peşlerini bırakıyordu.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 166

Normal narsisizmde talepler ihtiyaçlarla bağlantılıyken patolojik narsisizmde talepler aşırıdır ve tatmin edilemez (6). Dorian çabuk değişen heveslere kapılıp gitmektedir. Bir süre müziğe aşırı ilgiliyken sonra ondan sıkılıp mücevherlere yönelmekte, onlarla ilgili her şeyi öğrenmek istemekte ama onu da bırakıp giysilerle alakadar olmaktadır. Narsisizmde açgözlülük ön plandadır, Dorian da buna kapılmıştır. Her şey onun olsun, her şeyi bilsin isterken aslında yaptıklarından hiç haz almamakta, asla doyuma ulaşamamaktadır.

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Narsistik Kişilik Bozukluğu

“Güzelliği ölmeyen her şeyi kıskanıyorum. Senin çizdiğin portremi kıskanıyorum. Benim yitirdiğim şeyi o neden saklasın ki!”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 40

Literatürde ilk kez, 1980 yılında yayımlanan DSM 3’te yer alan patolojik narsisizm, DSM’nin diğer tüm yeni versiyonlarında da narsistik kişilik bozukluğu tanı kategorisinde yer almıştır (1,2). Narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerde yeteneklerini aşırı övme ve büyük başarı hayalleri ön plana çıkan özelliklerdir. Sürekli hayranlık duyulma ve ilgi görme istekleri vardır. Kişilerarası ilişkileri empati yoksunluğu, kıskançlık, kibir ve diğerlerinden faydalanma alışkanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Eleştiriye karşı hassastırlar, hayranlık duyulmadığında öfkelenirler (8). “En güzel, en yakışıklı, en başarılı, en iyi” kendisidir. Bireyin bu narsist düşüncelerinin aşırılığı, hayal kırıklığının da çok fazla olmasına neden olmaktadır. Diğerlerinden beklediği ilgi ve hayranlığı bulamayınca kendilerine olan saygıları azalır (6).

Narsistik kişilik bozukluğunun DSM 5 tanı kriterleri şunlardır; kişinin önemini abartılı bir şekilde görmesi; kendi başarısı, zekâsı ve güzelliğiyle sürekli meşgul olması,; özel olduğu ve sadece yüksek konumdaki insanlarca anlaşılabileceği inancı; aşırı derecede hayran olunma ihtiyacı; güçlü bir hak etme duygusu; başkalarından faydalanma eğilimi; empati yoksunluğu; başkalarını kıskanma; kibirli davranış ve tutumlar. Tanı için bu özelliklerden ergenliğin başından itibaren birçok farklı bağlamda beş ya da daha fazlasının olması gerekmektedir (8). Yazının ilerleyen kısımlarında her biri için örnek barındıran alıntılarla Dorian Gray’in narsistik kişilik bozukluğuna ne kadar yakın olduğu gözlemlenebilecektir.

Patolojik narsisizm konusunda birçok farklı tanım yapılmasına rağmen en genelde “büyüklenmeci (açık/teşhirci) narsisizm” ve “kırılgan (örtük/hassas) narsisizm” olmak üzere iki boyutunun olduğu araştırmalarla gösterilmiştir (2). Narsisizm hakkında literatürde birçok tanım ve inceleme olması narsisizmin çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Büyüklenmeci Narsisizm ve Dorian Gray

Büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm birbirine zıt özellikler gösteren yapıdadırlar. Büyüklenmeci narsisizmde grandiyözite (kendini yüce, eşsiz görme), teşhircilik, kendine hak görme, küstahlık, haset, dikkat çekme arzusu, aşırı talepkarlık, diğerlerinin ihtiyaçlarının farkında olmama, sınırlandırılmayı istememe gibi özellikler ön plana çıkmaktadır. Kırılgan narsisizmde ise alçak gönüllülük, eleştirilmeye karşı hassaslık gösterme, çekingenlik, yetersizlik hissi, sürekli kaygı, acı çektiğini düşünme, diğerleriyle kurulan ilişkilerde kendilikle ilgili büyüklenmeci beklentiler özellikleri görülmektedir (2,6). Narsisizmin her iki boyutunda da büyüklenmeci beklentiler görülmekte ancak bunların görünümleri farklılaşmaktadır. Büyüklenmeci narsisizmdeki beklentiler bireyin her şeyi kendine hak görmesi ve her şeyde en iyi olarak öne çıkmak istemesiyle ilişkiliyken, kırılgan narsisizmdeki büyüklenme “sessiz büyüklenmecilik” şeklinde ifade edilen eleştirilmeye ya da değerlendirilmeye karşı aşırı hassasiyet ve bu tür durumlardan kaçınma olarak kendini gösterir. Büyüklenmeci narsisizmde olumsuz eleştirilerden kaçınarak, kendilerini olumlu gösterecek durumları tercih etme, böylece benliğin beslenmesi söz konusuyken kırılgan narsisizmde olumsuz değerlendirmelerden kaçınarak benliğin içten içe büyüklenmeci özelliğini devam ettirmesi söz konusudur (2). Dorian Gray’in Portresi büyüklenmeci narsisizmin oldukça başarılı bir örneğidir ve neredeyse büyüklenmeci narsisizmin tüm özelliklerine yer verilmiştir. Bu nedenle yazının devamında kırılgan narsisizm boyutuna daha fazla yer verilmeyecek, büyüklenmeci narsisizm üzerinden inceleme devam edecektir. Konuyla ilgili detaylı okuma yapmak isteyenler ek okuma yapabilirler.

“Dorian istiyorsa elbet kalacaksın. Dorian’ın kaprisleri, kendi dışında herkes için yasa sayılır.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 29
  • Büyüklenmeci narsisizmin özelliklerinden biri olarak küstahlık ve kapris burada kendini göstermektedir. Dorian güzelliğinin diğerleri üzerindeki etkisini bildiğinden bunu kullanmaktan kaçınmamaktadır.

“Kimi zaman Dorian’a insanlık tarihinin tümü onun yaşam öyküsünden ibaretmiş gibi geliyordu.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 180
  • Kendini her şeyin merkezine koyan Dorian, en merkezdeki kişi olarak istediğini yapma ve her şeyi kendine hak görme hakkını kendinde bulabilmektedir. Sanki her şey onunla ilişkilidir ve onsuz hiçbir şey varlığını sürdüremez. Burada grandiyözite (kendini eşsiz ve yüce görme) açıkça görülmektedir.

“Başkaları için yapılan dedikodulara bayılırım da benim için yapılan dedikodularla hiç ilgilenmem.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 187
  • Dorian kendisi ile ilgili özellikle olumsuz içerikli dedikodulara sinirlenirken başkaları hakkında her türlü konuşmayı kendine hak görmektedir.

“Katı, haşin davrandın, bana hakaret ettin. Bana böyle davranmaya kimse cesaret edememiştir, Alan. Yani hayatta olan hiçbir kimse, demek istiyorum, en azından. Hepsine katlandım. Şimdi de koşul ileri sürme sırası bende.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 212
  • Dorian diğerlerinin kendine karşı “haklı” eleştiri ve olumsuz değerlendirmelerini felaketleştirerek hakaret boyutunda algılamaktadır. Şişirilmiş egosu nedeniyle kimsenin bunu yapamayacağını söylerken bir yandan da bu durumu fırsata çevirmekte, karşısındaki kişiyi manipüle etmek için bu durumu kullanmaktadır.

“Hiç de iltifat etmiyordu bana. Belki de bu yüzden sözlerinin hiçbirine inanmıyorum.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 33

“Onunla baş başa kalmak istemiyorum. Hep beni sinirlendirecek şeyler söylüyor. Çok yerinde öğütler veriyor bana.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 75

Büyüklenmeci narsisizme sahip bireyler kendilerinin üstün ve benzersiz olduğu algısına sahip oldukları için bu algıyı koruma ve diğerlerinin hayranlığını kazanmak için saldırganlık da dahil olmak üzere yıkıcı davranışlar sergileyebilmektedir. Bu narsisizm türüne sahip bireylerin akranları tarafından pek sevilmedikleri görülmüştür (2). Dorian Gray de zaman geçtikçe hakkında çıkan söylentiler sebebiyle diğerleri tarafından istenmeyen kişi konumuna yükselmiştir. Onun bulunduğu ortamda bulunmak istemeyen, o girdiğinde ortamı terk eden birçok kişi vardır. Ancak Dorian bunları görmezden gelerek yalnızca en güzel ve en ilgi duyulan olma idealine tutunmakta, olumlu yorumlar yapan kişilerle bir arada olmak istemektedir. Duymak istediği cümleleri içermeyen konuşmalar karşısında öfkelenmekte ve bu uğurda arkadaşlık ilişkilerini hiçe saymayı bile düşünmektedir. Buraya kadar incelenen tüm özelliklerin aynı zamanda da narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterleri olduğunu bir kere daha hatırlatmak yararlı olacaktır.

“Kimi zaman portreye ve kendi kendine karşı içi tiksintiyle doluyordu. Kimi zaman da, günahın çekiciliğinin yarısını oluşturan o bireysellik gururuna kapılarak, aslında kendisinin hak ettiği yükü taşımak zorunda olan o biçimsiz hayalin karşısında gizli bir kıvançla gülümsüyordu.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 176

Büyüklenmeci narsistlerin gerçekçi olamayacak düzeyde algıladıkları şişirilmiş özsaygıları nedeniyle düşük özsaygıya sahip kırılgan narsistlerden daha fazla mutluluk hissettikleri bulgulanmıştır (1,2). Dorian kendisi yerine yaşlanan, kendi yaptığı hata ve suçların bedelini çirkinleşerek ödeyen portresinin varlığıyla yaptıklarının dozunu iyice artırmakta, köhne barlarda kadınlarla birlikte olurken afyon kullanmaktan çekinmemekte, kılık değiştirerek istediği yerde istediğini yapmaktadır. Sürekli portresindeki değişimi gözleyerek aslında ruhunun ne denli çirkinleştiğinin ayrımına varmak yerine sorumluluğun bir başkasına yıkılmasından gurur duymaktadır. Dolayısıyla evinin bir köşesinde günden güne dehşet verecek derecede değişime uğrayan bir resimle yaşamasına rağmen Dorian Gray mutsuz ve pişmanlık içinde kıvranan bir kişi olarak değerlendirilemez.

“Dorian masa başındaki bu adama karşı, ömür boyu hiçbir şeye karşı duymadığı bir nefret duyuyordu. Deli gözlerle çevresine bakındı. Karşısındaki resimli sandığın üzerinde bir şey ışıldıyordu. Dorian’ın gözleri buna takıldı. Ne olduğunu biliyordu. Birkaç gün önce ip kesmek için getirdiği, sonra da aşağıya götürmeyi unuttuğu bir bıçak.”

Dorian Gray’in Portresi

Büyüklenmeci narsist birey başarısızlık, kaybetme, reddedilme gibi benliğine yönelik bir tehdit durumunda yoğun bir öfke yaşar ve saldırganlık gösterebilir. Öfkesi öfke kaynağına yönelik olabileceği gibi hiç ilgisi olmayan diğer kişilere de yönelebilir (2). Dorian portresini çizen ressam arkadaşına portrenin ne halde olduğunu gösterdiğinde buna inanmakta güçlük çeken ve aslında Dorian’ın içinde olup bitenleri görerek dehşete kapılan ressam, Dorian’a yaptığı her şey için tanrıdan bağışlanma dilemesi gerektiğini söyler. Henüz hiçbir şey için geç olmadığını, eğer pişmanlığını dile getirirse affedileceğini anlatmaya çalışır. Oysaki tüm bu iyi niyetli sözler Dorian için aslında yenilgiye uğradığını ve ne kadar haksız, küçülmüş ve kötüleşmiş olduğunu kabul etmek anlamına geleceğinden, onu öfkelendirir. Kendi kurduğu tüm o büyüklük, incinmezlik ve iyilik algısı sarsılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan bu tehdidi ortadan kaldırma yoluna başvurmayı tercih edecektir. (Paragrafın sonu roman hakkında önemli bir ipucu içerdiğinden, devam etmek istemeyenler bir sonraki paragrafa geçebilir). Gözünü kırpmadan öldürdüğü arkadaşını o tavan arasında masa başında ölü olarak günlerce bekletecek ve çok az aklına getirecektir. Yapılan araştırmalar narsistik kişilik bozukluğu olan bireylerin çoğunun antisosyal ya da psikopatik davranışlar sergilemediğini ancak cinayet işleyen ya da işleme girişiminde bulunan bireylerin çoğunun antisosyal ya da psikopattan ziyade narsist olduklarını göstermiştir (3).

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Narsisizmin Kökenleri

Narsisizmin kökenleriyle ilgili en fazla uğraş psikanalitik literatürde olmuştur. Freud, Karen Horney, Otto Kernberg ve Heinz Kohut bu konunun öncülerindendir. Ek okuma yapmak isteyenler için Freud’un Narsisizm Üzerine makalesi önerilebilir. Ancak bu yazının teması Dorian Gray’in Portesi ve narsisizm olduğundan romanla birlikte inceleme yapma adına burada tüm yaklaşımlara yer verilmeyecek, roman çerçevesinde ilgilenilen kısımlarla sınırlı kalınacaktır.

“Çevresine bakınırken, yapayalnız geçmiş çocukluğunun her dakikasını yeniden yaşar gibiydi.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 154

“Keşke sevebilsem! Ne var ki sevebilmek tutkusunu yitirmişim sanki, sevmenin ne olduğunu da unutmuşum. Kendi kişiliğim omzumda yük olup çıktı. Çok kendime yönelik oldum. Kaçmak, uzaklaşmak istiyorum, unutmak.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 253

Kernberg narsisizmin gelişiminde ailenin önemli bir rolü olabileceğini öne sürmüştür. Ona göre narsisizm ebeveynin reddi, tutarsız uygulamaları ve kendi ihtiyaçlarını karşılamak için çocuğu kullanması gibi özelikler sergilenen aile ortamlarında gelişmektedir. Bazen ilgisiz ve soğuk ebeveyn tutumuna karşı çocuğun kendi benliğini yüceltmesi telafi edici olabilmektedir. Patolojik narsisizmde şişirilmiş benlik, terk edilme ve reddedilmeye karşı bir savunma biçiminde gelişmektedir (2).Kendilik psikolojisinin bir diğer öncüsü olan Kohut da narsisizmde ebeveynlerin rolüne vurgu yapmıştır. Ona göre ihmalkâr ebeveyn tutumları kişinin doğal gelişimini sekteye uğratır. Erken çocukluk döneminde ebeveynlerin ihmali sonucu ebeveynlerle duygusal bir yakınlık ve empatik ilişki kurulamadığından kişi içsel bir boşluk ve anlamsızlık hisseder. Bu içsel boşluktan dolayı dengeli ve tutarlı bir benlik oluşturmak güçleşir (1).

Dorian Gray’in Portesi çoğunlukla Dorian’ın kendisine odaklanmakta, Dorian’ın ailesi ve ebeveynleri hakkında çok az bilgi içermektedir. Ancak bu bilgiler Kernberg ve Kohut’un öne sürdükleri varsayımlarla beraber değerlendirildiğinde Dorian ve narsisizmi ile ilgili birtakım fikirler oluşmaktadır. Romanda Dorian’ın annesinin de çok güzel bir kadın olduğunu ve soylu bir aileden geldiğini öğreniyoruz. Ancak annesi “yoksul” olarak nitelendirilen biriyle kaçarak evleniyor. Düğünden çok kısa bir süre sonra Dorian’ın babası bir düelloda öldürülüyor. İnsanlar kendi aralarında bunun Dorian’ın dedesi tarafından planlandığını konuşuyorlar, annesi de baba evine döndükten sonra babası ile hiç konuşmuyor. Dorian doğduktan kısa bir süre sonra annesi de vefat ediyor. Dedesinin kocaman evinde, annesine çok benzediği için dedesi tarafından hiç sevilmeyen Dorian, aynı evde yaşarken neredeyse onunla hiç karşılaşmadan büyüyor. Temel bakım verenin eksikliği ve ihmal edilerek büyümeyle Dorian, sürekli kendi ile baş başa olduğundan yalnızca kendini sevmeyi öğrenmiş, sevgiye dayalı ilişkiler geliştiremediğinden içindeki boşluğu şişirdiği egosuyla doldurmuş, yalnızlığına karşı bir savunma biçimi olarak gelişmiş olan kendini yüceltme onu empati yapmaktan alıkoyan bir yapı haline gelmiş varsayımında bulunmamız hiç de abartılı görünmemektedir.

Freud’a göre yaşamın ilk yıllarında bakım verenle bebek arasında bir bağ oluşmaması, bebeğin gereksinimlerinin yok sayılması bebeğin dışarıda güvenebileceği kimse olmadığı ve yalnız kendine güvenebileceğine dair zihinsel bir temsil oluşturmasına neden olur. Bunun sonucunda sevgisini dış bir nesneye aktaramayan bebek tüm enerjisini ve sevgisini kendine yatırır. Giderek kendi içine dönük ve ilgiyi dışarıdan kesen bir yapı haline gelen benlik, omnipotans (her şeye gücünün yeteceği inancı) ve grandiyözite (kendini olduğundan daha büyük ve yüce görme) gibi narsistik yapılar oluşturmaya başlar (3,9). Dorian’ın durumunda Freud’un narsisizm üzerine söylediklerini doğrulayan kanıtlar vardır. Annesi ve babasıyla hiçbir ilişki kuramamış olan Dorian, ne var ne de yok olan dedesiyle birlikte sevgisiz bir ortamda büyümüş sahip olduğu tüm enerjiyi kendi benliğine yatırmıştır.

Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi: Romantik İlişkiler ve Narsisizm

Narkissos efsanesi- John William Waterhouse resim narsisizm
Echo and Narcissus, John William Waterhouse, 1903

“Harry bir kız düşün ki on yedisinde var yok, minicik, çiçek gibi bir yüz… ömrümde gördüğüm en güzel şeydi bu kız… Benim için hayatta her şey o.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 69-70

Temel bakım veren kişilerle kurulan ilişkileri temel alan narsistik yapı, yetişkinlikte kurulan romantik ilişkilerde de kendini göstermektedir (3). Narsisizm ve Dorian Gray’in Portresi ilişkisini romantik ilişkiler bakımından incelememize olanak veren başlıca olay, Dorian’ın vasat bir tiyatroda oyununu izlediği Sibyl Vane’ye âşık olmasıdır. Daha ilk görüşte ona âşık olan ve tüm varlığını ona adamaya hazır olan Dorian kızın güzelliği, oyununun inceliği ve zarifliği üzerine tasvirler yapmaktadır. Kendinde değer verdiği özellikler kızda da olduğu için tüm vurguyu bu özellikler üzerine yapmakta, bu özellikler üzerinden kıza âşık olduğunu sanırken aslında kendine olan aşkını güçlendirmektedir.

“Onu altın bir tahtın üstüne çıkartmak, bütün dünyanın sevdiğim kadına tapındığını görmek istiyorum.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 100-101

 “Aşk bombardımanı (lovebombing)” terimi çoğunlukla narsist kişilerin diğerlerine gösterdiği abartılı sevgi gösterileri, aşırı övgüler, hediye alma, sürpriz yapma gibi davranışlarla kendini gösteren bir manipülasyon taktiğidir. Narsist kişi duygusal olarak istismarcıdır. Sürekli ilgi bekler, taleplerinin karşılanmasını ister; istedikleri yerine getirilmediğinde öfke ve kıskançlık gösterir (3). Dorian Gray, Sibyl Vane’ye türlü iltifatlar etmekte, onu çok ünlü biri yapacağını düşünmektedir. Sürekli onun oyununu izlemeye gelmekte, ona vaatlerde bulunmaktadır. Bu tür davranışları aşk bombardımanı terimi içerisinde değerlendirilebilir. Bunun yanında Dorian kızın yücelmesinin ona âşık olan kendisinin de yüceleceği anlamına geleceğini düşünmektedir. Böylece tüm dünya sevdiği kadına taparken aslında onu var eden kendisine de tapacaktır.

“Zalim ha? Zalimlik mi etmişti o? Suç kızdaydı, onda değil. O Sibyl’i büyük bir sanatçı olarak düşlemiş, büyük gördüğü için ona aşkını vermişti. Sonra da kız onu hayal kırıklığına uğratmıştı.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 117

Narsist bireylerin ilişkide kullandığı bir diğer manipülasyon taktiği “gaz lambası (gaslighting)” olarak adlandırılmıştır. Narsist kişi ilişkide olduğu kişiye esasında doğru olan bilgileri, paranoid bilgilermiş gibi sunarak onun kendi algı ve sezgilerinden şüpheye düşmesine neden olur. Kendinden şüpheye düşen kurban da istismarcı narsiste daha çok bağlanır ve daha çok güvenir (3). Dorian Sibyl Vane’nin kötü bir oyun çıkarmasının ardından aşkının bitmesiyle ondan nefret eder hale gelmiştir. Suç tamamen kızdadır, onu hayal kırıklığına uğratmış ve emeklerini boşa çıkarmıştır.

“Dorian o güzel gözleriyle ona yukarıdan bakıyordu, o kalemle çizilmişi andıran dudakları zarif bir küçümsemeyle bükülüydü. Artık sevmediğimiz kişilerin duygularında her zaman bize gülünç gelen bir şey vardır.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 114

Bir başka taktik ise “yok olma (ghosting)” kavramıyla açıklanmıştır. Narsist istismarcı birdenbire iletişimi keser ve ortadan kaybolur. Ona hiçbir şekilde ulaşamayan kurban kendini suçlar, hayal kırıklığına uğrar ve reddedilmiş hisseder (3). Dorian Sibyl’den bir anda soğuduğu gibi kendisine bir daha asla ulaşmamasını söylemiş, onu küçümsemiş ve onunla bağlarını tamamen koparmıştır. Neye uğradığını şaşıran Sibyl Vane bir daha bunun tekrarlamayacağını, bunun ilk hatası olduğunu, düzeltebileceğini söyleyerek tüm sorumluluğu üzerine alsa da Dorian ona tekrar şans vermemiştir.

“Aşkımı öldürdün sen benim. Eskiden hayal gücümü beslerdin. Şimdi merakımı bile uyandıramıyorsun. Zerrece etkilemiyorsun beni. Ben seni sevdimse şahane olduğun için sevdim, üstün yeteneğin, zihinsel gücün vardı, büyük şairlerin hayallerini gerçekleştiriyor, sanatın gölgesine biçim veriyor, somutluk katıyordun. Bunların hepsini fırlatıp attın. Sığ ve aptalsın… ben seni ünlü, parlak, şahane biri yapacaktım. Dünya senin önünde diz çökecekti, sen de benim adımı taşıyacaktın. Şimdi nesin ki? Güzel yüzlü, üçüncü sınıf bir aktris.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 113

Narsist bireyin ilişkisindeki temel dinamikler manipülatif davranış ve yaklaşımlarla karşıdakini sindirmek, bastırmak ve itaatini sağlamak üzerine kuruludur (3). Freud’a göre narsistik tatmin engellerle karşılaştığında kişi bir başkası yoluyla bu tatmine ulaşabilir. Kişi bir zamanlar olduğu, artık olamadığı ya da hiçbir zaman olamayacağı mükemmelliğe sahip birine âşık olur. Bu şekilde ideal bir ben oluşturur (9). Dorian da henüz çok genç olan Sibyl Vane’yi gördüğünde onun gençlik ve güzelliğine vurulmuştur. Estetik ve güzelliğe değer veren Dorian hem güzel hem de bir tiyatro sanatçısı olan Sibyl’i ideal benliğine uyduğu için sevmiştir. Kızın sergilediği tek bir kötü oyun bu benliğin sarsılması anlamına geldiği için ve narsist birey ne olursa olsun bu algıyı koruma savaşı vereceği için ona olan tüm ilgisini kaybetmiştir. Üstelik bu tehdit karşısında yoğun bir öfke ve küçümseme sergilemiştir. Daha sonra Sibyl Vane’ye olanlar da onu çok az ilgilendirmiş, bir daha hatırlamamak üzere bu defter kapanmıştır. Henüz 1 saat önce âşık olduğunu söylediği kadından nefret etmekle kalmamış, onu sindirmiş, aşağılamış, ona hakaret etmiş ve tüm bunlarla kendini bir kez daha yüceltmiştir.

Narsisizm, yalnızca kendine yer olan bir dünyada yaşayan, tahtında otururken diğerlerinin yüceltmeleri olmaksızın var oluşunu anlamlandıramayan yapayalnız bireylerin temel taşıdır. Yalnızlık o kadar büyüktür ki kişinin kendini sevmekten başka bir çaresi yoktur. Dorian’ın Gray’in öyküsünde Narkissos yeniden hayat bulmuştur, Dorian kendini severek tüketmiştir. Yalnızca kendini değil, en yakın arkadaşı ve âşık olduğu kadını da tüketmiştir. Edebiyat bizlere müthiş örnekler sunar, öyle ki bizler bir kitabı okurken birçok kitabı daha okuruz aslında.

Bu çizgi film karakterleri narsisizm hakkında sizlere bir şeyler hatırlatacak: Johnny Bravo, Eric Cartman, âşık kokarca (Pepe de Lew).

“Kendini öldürmeye hiç hakkı yoktu. Çok bencillik etti doğrusu.”

Dorian Gray’in Portresi, sayfa 126

Kaynak

  1. Demirci, İ. (2017). Büyüklenmeci narsisizmin iki farklı yüzü: Narsistik hayranlık ve rekabetin mutlulukla ilişkisi. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 46, 37-58.
  2. Eldoğan, D. (2016). Hangi narsizm? Büyüklenmeci ve kırılgan narsizmin karşılaştırılmasına ilişkin bir gözden geçirme. Türk Psikoloji Yazıları, 19(37), 1-10.
  3. Erdoğan, B. Ve Öztürk, E. (2018). Ruhsal travmanın aktarımında narsisizm. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 3(4), 11-19.
  4. Gürel, E. Ve Muter, C. (2007). Psikomitolojik terimler: Psikoloji literatüründe mitolojinin kullanılması. Sosyal Bilimler Dergisi, 1, 537-569.
  5. Kanık, O. V. (2005). Bütün Şiirleri (12.Baskı). (O. Tapınç, Ed.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  6. Karaaziz, M. ve Erdem Atak, İ. (2013). Narsisizm ve narsisizmle ilgili araştırmalar üzerine bir gözden geçirme. Nesne, 1 (3), s.44-59.
  7. Kızıltan, H. (2012). Hayalperest. Psikeart Dergisi, 23, 6-11.
  8. Kring, A. M., Johnson, S., Davison, G. Ve Neale, J. (2015). Kişilik Bozuklukları. Anormal Psikolojisi içinde (s. 463-488). (Şahin, M. Çev. Ed.). Ankara:Nobel Yayınları.
  9. Tura, S. M. (Ed.). (2015). Narsizm üzerine ve Schreber vakası (5. Basım). İstanbul: Metis Yayınları.
  10. Türk Dil Kurumu. http://www.tdk.gov.tr/ Erişim Tarihi: 02.05.2019.
  11. Wilde, O. (2016). Dorian Gray’in Portresi (23. Basım). (N. Yeğinobalı, Çev.). İstanbul: Can Yayınları.       

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir