OTHELLO VE PSİKOLOJİ: Othello Sendromu, Haset ve Kıskançlık

othello shakespeare iş bankası kitap

Othello Shakespeare’nin her çağda ve her koşulda yeniden dirilen ölümsüz karakterlerinden biridir. Kuşku ve kıskançlığın pençesinde aşkını ve güvenini kaybeden Othello, psikoloji literatüründe patolojik kıskançlıkla özdeşleşmiştir. Othello sendromu olarak ifade edilen bu tablo, Shakespeare’nin tragedyasında sergilenenden çok daha yoğun ve yıkıcı olmasına rağmen, kıskançlığın patolojik boyutuna dair önemli ipuçları içermektedir. Bunun yanında göz ardı edilen, en az kıskançlık kadar ön planda olan haset duygusunun da bir örneğini sergilemektedir. Haset ve kıskançlık Othello’da iç içe geçmiş, karakterler arasında kıskançlık ve hasetle örülmüş bir ilişkiler yumağı oluşmuştur.

Othello, Othello sendromuna isim vermesiyle kıskançlık ve kıskançlığın patolojik boyutuyla bağdaştırılmış olsa da aslında bir yandan da haset olgusunu ele almamıza olanak verir. Karısı Desdemona’yı kıskanan Othello’nun yanında; Othello’ya haset eden, onun erdemlerini hasetle geriden izleyen, kendi karısı Emilia’yla birlikte olduğundan şüphelenen ve Othello’nun Desdemona’ya olan bağlılığını sarsmak için türlü entrikalar çeviren Othello’nun çavuşu Iago da hikayeye dâhil edilmelidir. Görüldüğü üzere haset ve kıskançlıktan hem birbiriyle ilişkili hem de birbirinden ayrı bir biçimde bahsedilmiştir. Her ne kadar birbirine çok yakın ve birbiriyle iç içe görünse de aslında temelleri farklı olan yapılardır ve farklı olarak ele alınmalıdır.

Othello ve Haset

“Bu kıskançlık denilen şey, kendi kendini peydahlayan,

Kendi kendini doğuran bir canavardır.”

Othello, sayfa 92

Haset, günlük kullanımda ve akademik çalışmalarda kıskançlığın gölgesinde kalmış, onun kadar irdelenmemiş bir duygudur. Olumsuz bir duygu olarak nitelendirilen ve insanların pek de hoş karşılamadığı haset, Hristiyanlıkta yedi büyük günahtan biri olarak kabul edilmektedir. Hasetin tanımlanmasına ilişkin yaklaşımlardan biri haseti, en evrensel ve derine yerleşen insan tutkularından biri olarak görmektedir. Haset, bireyin bir başkasının sahip olduğu “şeyi” elde edemediğinde, bir “şeye” sahip olmak istediğinde ya da diğerlerinin bu “şeye” sahip olmasını istemediğinde ortaya çıkmaktadır. Kişinin meşgul olduğu bu “şey” bir eşya, insani bir özellik, mal varlığı ya da fiziksel bir özellik olabilir (7).

“Yoo, pek de uyumlusunuz şimdi!

Bu müziğin uyumunu sağlayan

Akort mandallarını bir gevşettim mi

Görürsünüz siz Iago’nun erdemlerini.”

Othello, sayfa 38

“Nasıl nefret ediyorsam cehennem azabından

O kadar nefret ediyorum ondan.

Ama şimdi gerekeni yapmalıyım, numaradan açıp sevgi bayrağını.

Dost görünmeliyim.”

Othello, sayfa 7

Melanie Klein, haseti, arzulanan bir şeyin başkasına ait olduğu ve kendine değil de o kişiye haz verdiği inancının yol açtığı kızgın bir duygu olarak tanımlamıştır. Hasetli itkiler kişiyi sahip olamadığı şeyleri bozup kirletmeye ve kendisinde yoksa onda da olmamasını istemeye ya da bu yönde çalışmaya yöneltir (4). Birey için birine haset duyduğunu kabul etmek ve bunu açıkça ortaya koymak, haset edilen kişinin üstünlüğünü kabul etme ve kendinin kötü duygular taşıdığını fark etmek anlamına gelir. Haseti kabul edemeyen birey içteki yakıp yıkma isteğinden kaçınmak amacıyla o kişiden uzaklaşmak, kişinin başarılarını küçümsemek ve haset duyulan şey ya da özelliklerin şans, rastlantı veya hoş olmayan yolarla kazanıldığına kendini ikna etmek gibi yöntemlere başvurulabilir (7). Alıntılanan iki kısım da Othello’nun çavuşu Iago’nun ağzından söylenmiştir. Othello’dan nefret eden, onun ilişkisine ve ilişkisinin uyumluluğuna haset eden Iago, ondaki güzellikleri yıkmaya, bozmaya niyet etmektedir. Hasetini ve kıskançlığını açıktan kabul etmese de kötülüğünü kabul etmekte, yapacağı tüm kötülükleri de iyilik maskesi altından gerçekleştirmektedir. Devlet yöneticileri tarafından yiğit ve cesur bir savaşçı olarak adlandırılan Othello, Iago tarafından “göçebe bir yaban ve kocamış kara koç” olarak adlandırılmaktadır. Bu şekilde Othello’yu kendi gözünde alçaltmakta ve onun sahip olduğu nitelikleri hiç hükmüne getirmektedir.

“Mağripli ise mert ve açık yürekli,

Dürüst sanır budala, dost görünenleri de,

Burnuna halkayı geçirdin mi

Götürürsün istediğin yere.” 

Othello, sayfa 28

“Gerçi ben ona dayanamıyorum, ama altın gibi, sevgi dolu, soylu bir karakteri var.” 

Othello, sayfa 41

Görüldüğü üzere haset duygusu öznenin (haset eden kişi) yalnızca bir kişiyle olan ilişkisiyle alakalıdır (4). Bu iki kişilik yapıda başroller haset eden ve haset edilendir (7). “Haset, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir” atasözünde olduğu gibi, haset kişiyi yıpratan bir süreçtir. Hasetin temelindeki bir başka yapı, kıyaslama mekanizmasıdır. Çoğunlukla kıyaslama yukarı doğru sosyal karşılaştırmaya dayanır, ancak tüm kıyaslamalar haset içermemektedir. Hasete yol açan kıyaslamalarda, kıyaslama yapılan kişi haset edenin benlik algısında önemli bir yere sahip olan nitelik veya değerlerde ondan daha üstündür ve diğer alanlarda (yaş, cinsiyet, iş vs.) kişiyle eş konumdadır. Haset duyulan kişi haset edene bu alanlarda ne kadar benziyorsa, haset duygusu o kadar yoğun hissedilir (7). Iago Othello’dan (Mağripli) nefret etse de onun mert, dürüst ve sevgi dolu kalbe sahip olan biri olduğunu kabul etmektedir. Kendi kötülüğü ve hasetli duygularının yanında böyle erdemlere sahip biri onda haset ve kıskançlık duygularını ortaya çıkarmaktadır. Othello hem statü bakımından kendisinden daha üstün hem de fiziksel özellikleri çok cezbedici olmasa da insani özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Iago’nun kıskançlık ve hasedini tetikleyecek birçok unsur olduğu görülmektedir.

Haset, bazı kişilik yapılarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle narsistik kişilik örüntüleri haset duygularıyla bağlantılı görülmektedir. Narsistik kişilikler, temelde yetersizlik duygusu taşır ve bunun her an birileri tarafından ortaya çıkarılabileceğine inanırlar. Bu nedenle kendine inanan, kendinden hoşnut ve narsist kişinin sahip olmadığı özelliklere sahip kişiler onlardaki yetersizlik hislerini tetikleyerek haset duygularını ortaya çıkarırlar. Hasetle ilişkili bulunan bir başka kişilik örüntüsü paranoid kişiliktir. Paranoid kişilikte yansıtma mekanizması hasetle baş etmek için sık kullanılır. Bir başkasına haset duyan paranoid kişi, o kişinin kendine haset duyduğunu ve bu yüzden kendine zarar vereceğini düşünebilir. Son olarak antisosyal kişilik örüntüsünde de haset duygusunun ön plana çıktığı düşünülmektedir. Antisosyal kişiliğe sahip bireyler yaşamlarının çok erken dönemlerinden itibaren sevme becerinden yoksun olarak büyürler. Ancak diğerlerinin birbirlerini sevebildiklerini ve bu duygunun haz verici olduğunun ayrımındadırlar. Sevginin yalnızca kendinden çekilmesi ve kendine sevgi verilmeyişi düşüncesi haset duygusunu doğurur ve bu inançları onları yıkıcı davranmaya sürükler (7).

Hem haset hem de kıskançlık rekabetle sıkı ilişkilidir. Her iki duygu da nadiren tek başına hissedilir ve genellikle birden fazla duyguyla birlikte deneyimlenirler. Haset duygusuna çoğunlukla öfke, hayal kırıklığı, tiksinme, üzüntü, kötü niyet, hayranlık, kaygı, alçaklık eşlik edebilir (7).

Othello ve Kıskançlık

“Ah efendim, sakının kıskançlıktan!

Kıskançlık, etiyle beslendiği avla oynayan

Yeşil gözlü bir canavardır.”

Othello, sayfa 71

Kıskançlığın birçok farklı tanımı mevcuttur: Kıskançlık, önemsenen bir ilişkinini kaybedilmesi ya da bozulmasına neden olabilecek bir tehdidin algılanmasıyla ortaya konan karmaşık bir tepki olarak düşünülmüştür. Bir başka tanımda duygusal boyuta odaklanılmış; kıskançlık, değer verilen bir kişiyle kurulan ilişkinin bozulması ya da tehlikeye girmesiyle artan öfke, mutsuzluk ve korku duygularıyla kendini gösteren sapkın bir duygu durum olarak tanımlanmıştır. Yine benzer şekilde tanımlanmış olarak ortaya konan kıskançlık, bir rakibin varlığıyla yaşanan ilişki kaybı ya da ilişkinin kaybı tehlikesi sonucu yaşanan duygu durumu olarak ifade edilmiştir. (5). Benzer ögelerle tanımlanmış olsa da bu kadar çok tanımın olması kıskançlığın tek ve yalın bir kavram olmadığı, daha çok bir duygular ve tepkiler karmaşası olduğunu ortaya koymaktadır (2). 

“Yatağıma benim yerime onun girdiği herkesin dilinde,

Yalan mı doğru mu bilemem,

Ama doğruymuş gibi davranacağım ben.”

Othello, sayfa 27

Kıskançlık tanımında da vurgulandığı üzere, kıskançlığı ortaya çıkaran temel durum önem verdiğimiz bir ilişkiyi bir rakibe kaptırmak ya da çoktan kaptırmış olunduğunun farkına varmaktır. Haset duygusunda kişi sahip olmak istediği şeyin bir başkasında olduğunu gördüğünde acı duyarken, kıskançlıkta elinde olanı yitirmekten korkar (4). Bu korku, ilişkiyi korumayı hedefler. Sahip olunan şey bir romantik ilişki, arkadaşlık ya da aileden bir kimseyle yakın ilişki olabilir. Ancak hasetten farklı olarak kıskançlık eşya ya da nesnelere yönelmez; kişinin esas korktuğu şey ilişkide olduğu kişinin kendine karşı duygularını kaybetmektir (7). Iago’ya ait olan alıntı diyalogda henüz kesinleşmemiş bir ihanet durumu üzerinden ortaya çıkan kıskançlık söz konusudur. Othello bir rakip ve şüpheli konumuna yükselirken, Iago karısının sadakatini ve bağlılığını yitiren biri konumuna düşmektedir. Kendinin sahip olması gereken şeyi bir başkasında görmekle ortaya çıkan haset, elindekini birçok iyi niteliğe sahip bir rakibe kaptırmakla kendini gösteren kıskançlık bir arada belirmektedir.

“Sen, bu kadar güzel olan,

Seni koklayanı kendinden geçirip acı veren

Zararlı ot, hiç doğmamış olsaydın keşke.”

Othello, sayfa 114

Haset iki kişinin arasındayken kıskançlıkta üç kişilik bir yapı vardır: kıskanan kişi, kıskanılan kişi ve rakip. Sevilen kişiyle öznenin arasına üçüncü bir kişi girmiştir (4,7). Kıskançlığın temelinde “ihtiyaç duyulmaya olan ihtiyaç” yatmaktadır. Kişi benliğini, yani kendiliğini eşiyle (sevgili, partner anlamında da kullanılacaktır) ilişkisi üzerinden de tanımlamaktadır. Öyleyse artık kendisine ihtiyaç duymayan bir eş ya da başkasını tercih eden eş; kişinin kendilik tanımına zarar vermektedir (7). Othello karısı Desdemona’nın güzelliği ve aşkını yitirme, onu bir rakibe kaptırma tehdidi karşısında duyduğu acıyı, onun hiç var olmaması ve bunların hiç yaşanmaması isteğiyle bastırmaya çalışmaktadır. Bir zamanlar varlığıyla kendinden geçtiği, güzelliğiyle hayat bulduğu kadının olmayışı bir bakıma kendinin de olmayışı anlamına geleceğinden, ilişkinin bu sıcaklığını kaybetmek onun önemli bir parçasını kaybetmesi demektir.

“Hayatının her gününde öyle bir güzellik var ki,

Çirkin kalıyorum yanında.”

Othello, sayfa 130

Rakip, kıskanan kişinin önem verdiği ve benlik algısında önemli yer tutan bir alanda ondan daha iyiyse kıskançlık daha yoğun hissedilmektedir (7). Fiziksel çekicilik, sosyal statü gibi alanlar kıskanan kişi için oldukça önemliyse ve rakip bu özelliklerde kendisinden daha iyiyse kıskançlığın şiddeti artabilmekte ve kıskançlığa eşlik eden duygular da artış göstermektedir (2). Kıskançlığa eşlik eden duygular arasında kaygı, şüphe, tehdit algısı, güvensizlik, öfke, düşmanlık ve üzüntü sayılabilir (7). Burada Iago Othello’nun sahip olduğu tüm güzellikler karşısında kendini alçaltılmış ve küçültülmüş hissettiğini ifade etmektedir. Onun sahip olduklarını kendi sahip olduklarından kat be kat üstün algıladığından kıskançlığının derecesi de artmaktadır.

Kıskançlığı iki farklı boyutta incelemek mümkündür: cinsel kıskançlık ve duygusal kıskançlık. Cinsel kıskançlık, bireyin eşinin bir başkasıyla cinsel beraberlik yaşadığını bilmesi ya da bundan şüphelenmesiyken; duygusal kıskançlık eşin bir başkasına duygusal olarak yakınlaştığını bilme ya da bundan şüphelenme durumudur (5).

“Onunla birlikte? Onun üstünde?-Başkasının olan şeyi gasp etmek için üstüne yatılır.-Birlikte yatmak ha!”

Othello, sayfa 97

“Onun için ağlıyorsun, hem de yüzüme karşı.”

Othello, sayfa 141

Cinsel kıskançlık ve duygusal kıskançlığı tetikleyen durumlar birbirinden farklıdır. Cinsel kıskançlığı tetikleyen durumlar arasında çiftin cinsel yaşamanın normal akışına ait olmayan bazı fiziksel işaretler (başkasına ait bir koku gibi), bir başkasıyla cinsel yakınlaşmayı itiraf etme, cinsel aktivitenin sıklığı ve biçiminde beklenmedik değişimler, partnerin cinsel ilgisinin artması ve cinsellikle ilgili duygularını abartılı bir biçimde açığa vurması ya da cinsel isteksizlik ve sıkılma sayılabilir (5).Duygusal kıskançlığı tetikleyen durumlara bakıldığında partnerin ilişkide doyumsuz olduğunu ve aşkın azaldığını hissetme, duygusal ihmal, partnerin beraber zaman geçirmede isteksizliği, reddetme ve düşüncesizce davranmaya başlama, öfkeli, eleştirel ve sorgulayıcı iletişim gibi daha çok duygusal boyuttaki durumlardan söz edilebilmektedir (5). Tragedyada kıskançlığı tetikleyen durumların başında Othello için önemli olan bir nesnenin Desdemona tarafından kaybedilişi ve bu nesnenin rakibin yanında bulunması gelmektedir. Rakip bir erkeğe gülümseme, ondan söz etme, onunla cinsel birliktelik yaşandığına dair duyumlar gibi etkenler de her iki kıskançlık durumunu da tetikleyecek türdendir. Othello Desdemona’nın bir başka erkekle cinsel birleşmesi ihtimali karşısında dehşete kapılmış, kendinin olanın bir başkasının olabilme ihtimali onu çileden çıkarmıştır. Üstelik karısının bir başkası için duygulanabileceği, onun için gözyaşı dökebileceği varsayımı da onu derinden sarsmıştır. Öyleyse Othello’nun hem cinsel hem de duygusal kıskançlık yaşadığı öne sürülebilir.

Kıskançlığın tüm bu olumsuz profiline rağmen, olumlu bir işlevi olduğu da söylenebilir. Sevginin olduğu her yerde bir parça kıskançlığın olması olağandır. Değer verilen bir ilişkiyi tehditlerden korumak, partnerle ilişkiyi sağlam tutabilmek adına çaba göstermek ve ilişkinin kişi için ne kadar değerli olduğunu görmek açısından işlevseldir. Kıskançlık makul düzeyde kaldığında yakın ilişkide iletişimi artırabilir ve partnere daha empatik yaklaşmanın önünü açabilir (7). Ancak kıskançlığın şiddetinin artması ve bazı istenmeyen sonuçların ortaya çıkması patolojik boyutunu ortaya koyabilir.

Othello ve Othello Sendromu (Morbid Kıskançlık)

Kıskançlık ilişkiyi tehditlerden koruma ve duyguların ne kadar güçlü olduğunu keşfetme konusunda işlevsel olsa da patolojik bir boyuta da evrilebilmektedir. Patolojik kıskançlık normal kıskançlıktan ayrılması güç bir olgu olmakla beraber, kıskanç tepkilerin yoğunluğu, kıskançlığın ne kadar hızlı tetiklendiği, verilen tepkilerin ne kadar mantıklı olduğu ve kıskançlığın ilişkinin işlevselliğini ne derece bozduğuna bakılarak ayrım yapılabilmektedir (7).

Othello sendromu, patolojik (morbid) kıskançlığın daha popüler kullanımıdır. Popüler kullanımının aksine morbid kıskançlığın çok daha kapsayıcı bir durum olduğu unutulmamalıdır. Morbid kıskançlık tek başına bir tanı olmaktan çok bir semptomdur (3). Patolojik kıskançlık, bireyin herhangi geçerli bir kanıt ya da mantıklı temel olmadan eşinin sadakatinden şüphe duyması, eşinin sadakatsizliğiyle aşırı uğraşı içinde olması durumudur (7).

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık): Bilişsel Düzeyde Neler Oluyor?

“Kuşku uyandıran bir düşünce tatsız gelmez önce.

Ama aslında zehirlidir; insanın kanına bir girdi mi

Yanıp tutuşur kükürt ocağı gibi.

Bundan sonra ne haşhaş, ne adamotu,

Ne de dünyanın uyku veren şurupları iyi eder seni,

Getiremezsin artık dün senin olan o tatlı uykuyu.”

Othello, sayfa 78

Sağlıklı olarak nitelendirilebilecek kıskançlık, kıskançlığı ortaya çıkaracak güçlü kanıtlar mevcutsa kendini gösterir. Kişi kanıtları gözden geçirir ve tek bir rakip varsayımı ile hareket eder. Bununla beraber sadakatsizlik durumunu yalanlayacak bilgiler arar ve eğer böyle bir bilgi mevcutsa kıskançlığı ortadan kaldırmaya hazırdır (3). Patolojik düzeyde kıskançlık yaşayan kişiler ihaneti yalanlayacak yeni kanıtlara kendini kapatır, her türlü olayla ihaneti bağdaştırıp eşi birçok sadakatsizlikle suçlar (3). Yeni bilgilere kapalı olduğu gibi kıskançlığı tetikleyecek uyaranlara karşı aşırı duyarlılık söz konusudur (7). Othello’nun tüm diyaloglarında kuşkunun insanı ne kadar derinden etkilediği, hiç bitmeden diri kaldığı anlatılmaktadır. Bir kez ateşlenen kuşku hiç sönmeden alevlenerek büyümekte, kişinin mantığını ve duygularını ateşe vermektedir. Öyle ki uykuları kaçırmakta, sevgiyi yiyip tüketmekte ve geriye sadece kuşku kalana kadar bütün duyuların kontrolünü ele geçirmektedir.

Patolojik kıskançlığın bilişsel boyutuna bakıldığında, bireyin eşinin sadakatsizliğiyle ilgili mantık dışı inançları olduğu ve tutarsız ya da bunun aksini gösterecek kanıtlar olsa da inançlarını değiştirmeye yanaşmadığı görülmektedir. Sürekli sadakatsizlikle ilgili suçlama vardır (7). Patolojik deneyimin asıl temelini ise eşin cinsel olarak ihanetiyle alakalı zihnin sürekli meşgul oluşu oluşturur (3). Patolojik zihinsel uğraş, delüzyon (sanrı), obsesyon ve aşırı değer verilen düşüncelerden oluşmaktadır (3).

“Ah şeytan, şeytan!

Eğer toprak gebe kalsaydı kadınların gözyaşından,

Bu kadının gözünden akıttığı her damla,

Bir timsah doğururdu. Defol, buradan!”

Othello, sayfa 108

Delüzyon (sanrı): Çoğunlukla kötülük görme (perseküsyon) ve kıskançlık sanrıları (jaluzik sanrı) hâkimdir. Birey, eşinin rakiple birlikte olabilmek için kendini zehirleyeceği, cinsel aktivitesini azaltacak maddeler vereceği, üçüncü bir kişiden cinsel yolla bir hastalık kaptığı gibi paranoid içerikli sanrılara sahip olabilir (3). Patolojik kıskançlıkta kişi, küçük düşürüldüğünü, temel duygu kuşku olmakla birlikte yoğun bir şekilde düşmanlık ve öfke hisseder. Daima kullanıldığını kuruntusu vardır ve diğerlerinden sürekli kötü muamele göreceğinin beklentisi içindedir (1). Desdemona’ya olan aşkını her fırsatta dile getiren, onu överek göklere çıkaran Othello, içine düşen kuşkudan soran onu yerin dibine sokmuştur. Bir tanrıça olarak gördüğü kadını, kendisinden her türlü kötülük ve entrika beklenebilecek bir şeytan olarak nitelendirmektedir. Othello hem kötülük görme hem de kıskançlık sanrılarına sahiptir.

“Bütün ordugâh, en küçük ırgatına kadar hepsi

Tatmış olsaydı onun güzel bedenini

Ve tek ben bilmeseydim bunu, mutlu kalırdım hiç olmazsa.”

Othello, sayfa 79

Obsesyonlar: Kıskançlığı tetikleyen düşünceler intrusif (devamlı ve aniden beliren) ve istemsiz bir biçimde zihne gelir. Çoğunlukla içeriği abartılıdır. Bazı durumlarda birey bu düşüncelerden kurtulmak için kompulsiyonlar (tekrarlı davranışlar) geliştirebilir (3). Patolojik kıskançlığın davranışsal içerikleri kompülsiyon haline gelip devamlı tekrarlayabilir. Othello, ihanet şüphesi içindeyken, içeriği abartmakta, ihanetin kötülüğünü artıracak fikirler geliştirmektedir. Burada aynı zamanda cinsel kıskançlık ön plana çıkmakta, bunun onun için ne kadar dayanılmaz olduğu vurgulanmaktadır.

Aşırı değer verilen düşünceler: Birey kıskançlıkla ilgili düşüncelerine çok değer verir. Eşin sadakatiyle meşgul olma ve bundan devamlı söz etme büyük önem taşır (3). Sadakatle ilgili şüpheler ve eleştirilmeye duyarlılık söz konusudur (1).

Othello ve Othello Sendromu (Patolojik kıskançlık): Davranışsal Düzeyde Neler Oluyor?

“Bana hemen bildir başka bir şey çarparsa gözüne.

Karını gözcü koy ona.”

Othello, sayfa 74

Patolojik kıskançlığın davranışsal boyutuna bakıldığında karşımıza çıkan ilk tepki grubu doğrulama davranışlarıdır. Partneri sürekli sorguya çekme, iş yerini sürekli arama ya da iş yerine sürpriz ziyaretler yapma, takip etme davranışları, dedeftif tutma ve davranışlarını devamlı izleme patolojik tepkilerdendir. Partnerin giysilerini kurcalama, günlük ya da özel eşyalarını karıştırma, vücudunu başka biriyle cinsel yakınlaşmasını ortaya çıkarmak amacıyla inceleme de buraya eklenebilir (3). Othello şüpheleriyle sürekli uğraş içinde olup kanıt ararken, karısının davranışlarının gözetlenmesini istemektedir. Aynı zamanda Desdemona’yı sorgulamakta, kelime oyunlarıyla onun ihaneti açığa çıkarmasını beklemektedir. Davranışları bir anda tamamen değişmiş, içsel kötü konuşmalar başlamıştır.

“Ama ölmeli, yoksa baştan çıkarır daha başka erkekleri.

Işık sönsün, sonra da sönsün ışığı!”

Othello, sayfa 137

“Benim için, akılsızca ama çok seven biri deyin,

Kolayca kıskanmayan, ama bir kez de kıskandı mı

Kendini kaybeden biri diye söz edin benden.

O deyin, aşağılık bir Hintli gibi,

Kendi kavminden daha değerli bir inciyi

Fırlatıp attı.”

Othello, sayfa 155

Patoloik kıskançlık kendine ya da eşine zarar verme davranışları da ortaya çıkarabilir. Fiziksel şiddet, kadının hareketlerini kısıtlama, sosyal aktivitesini kısıtlama daha da ileri boyutunda intihar girişimi, intihar ve cinayet bu davranışlardandır (3,7). Kıskanılan kişinin suçlamaları devamlı reddetmesi ve ihaneti kabullenmemesi şiddeti ve öfkeyi artırır. Sürekli suçlamalardan ve araştırmalardan sıkılan eş bıkkınlıkla karşı tarafı öfkelendirmek adına suçlamaları kabul edebilir. Böylece kıskanan kişi iyice çileden çıkar (3). Klein, Othellonun sevdiği nesneyi kıskançlık nedeniyle öldürmesini aşağılık kıskançlık duygusunun bir örneği olarak değerlendirir. Burada açgözlülük korkuyu beslemektedir. Klein’a göre açgözlülük bireyi sürekli uyaran ama doyurulması imkânsız olan bir istektir (4). Othello kıskançlık ve paranoid kuşkusu karşısında karısını bir kere bile dinlememiş, ihanetin kesin hükmünü vererek karısını öldürmüştür. Öldürme eyleminin arka planındaki bir dürtü de artık başkalarıyla beraber olmaması ve başka ihanetler yaşanmaması içindir. Cinsel kıskançlıkla şekillenen bu durum, tragedyanın sonunda gerçeği öğrenen Othello’nun kendi sonunu da getirmesiyle sonuçlanmıştır.

Othello ve Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık): Duygusal Düzeyde Neler Oluyor?

“Vız gelir bana günah işlemek. Benim isteğim intikam almak. Çünkü şehvet düşkünü Mağriplinin benim yatağıma da atlamış olduğundan kuşkulanıyorum. Bunu düşünmek bile zehirli bir ilaç gibi içimi kemiriyor. Hiçbir şey rahat ettiremez beni onunla ödeşmeden: Karıma karşı karısı. Eğer bunu başaramazsam, herife öyle bir kıskançlık aşılamalıyım ki, akıl da mantık da para etmesin.”

Othello, sayfa 41

“Ah, o alçağın kırk bin canı olsa keşke!

Tek bir can çok az öcümü almak için.

Şimdi anladım dopru olduğunu: Iago bak buraya

Bu salak aşkımı göklere savuruyorum, bak, uçup gitti işte.

Yüksel kara intikam cehennemin yedi kat dibinden!

Ey aşk, zorba nefrete bırak tacını da, gönlündeki tahtını da!

Yılan dilinin zehriyle dopdolu göğsüm kabar artık.”

Othello, sayfa 83

Patolojik kıskançlığın ortaya çıkardığı duygusal problemler daha önce de söz edildiği gibi oldukça fazladır. Kuşku ve şüphe başta olmak üzere, üzüntü, aşağılanma, hayal kırıklığı, öfke, düşmanlık, intikam duyusu, kaygı eşlik eden diğer duygulardır (1,3,7). Othello’da, iki farklı kıskançlık öyküsünde iki farklı intikam planı işlemektedir. Othello’yu kıskanan Iago, ondan sahip olduğu güzellikleri alarak intikam almak istemektedir. Öbür yandan bir rakibin varlığı ve ihanet ihtimali karşısında tüm aşkını hiçe sayıp kendini kuşkuya bırakan Othello bütün gücünü intikam için harcamaktadır. Her ikisi de öfkelidir, aşağılanmış hissetmekte ve düşmanlık taşımaktadırlar. Hem Iago hem de Othello, kıskançlığın patolojik boyutundaki duygusal tepkilerin iyi birer örneğidir.

Tom Roberts- kıskançlık- Othello- Othello sendromu-Şüphe
Tom Roberts, Jealousy, 1889

Othello ve Kıskançlığın Kökenleri

Psikodinamik yaklaşım

Psikodinamik yaklaşımın öncüsü Freud kıskançlığın kaçınılmaz, dolayısıyla da evrensel olduğunu ileri sürmüştür. Herkesin kıskançlık yaşantısı olabileceğini, çünkü kıskançlığın acı verici çocukluk yaşantılarında gizli olduğunu, yetişkinlikteki kıskançlığın ise bu yaşantıların yeniden canlanması olduğunu ileri sürmüştür. Freud’un bakış açısında kıskaçlık bilinçdışı süreçler tarafından yönetilmektedir (2). 3 tür kıskançlık tanımı yapmıştır; yarışmacı, yansıtılmış ve sanrısal.

Yarışmacı Kıskançlık: İlişkiye dışarıdan gerçek ya da algılanan bir tehdit durumu varsa ortaya çıkar. (7). Freud’un bu tanımındaki kıskançlık normal olarak kabul ettiğimiz, rekabet temelli kıskançlıktır.

Yansıtılmış kıskançlık: Yansıtma mekanizmasının bir sonucudur (7). Kişi kendi sadakatsizliğini ya da bastırılmış sadakatsizlik duygularını eşine yansıtır (7), onu aslında kendi yapmak istediği ya da yaptığı şeyleri yapmakla suçlar (2).

Sanrısal kıskançlık: Burada da aldatmayla ilgi bastırılmış dürtüler yatar ancak, kıskançlık homoseksüel eğilimlerle ilişkilidir (7). Freud sonrası psikodinamik yaklaşım öncüleri sanrısal kıskançlığın paranoyayla ilişkisini kabul etmiş ancak homoseksüel eğilimlerle bağdaştırmamışlardır. Bugün tanımlanan sanrısal kıskançlık tanımı da Freud’un tanımındaki homoseksüel eğilimleri dışlamaktadır (2).

Evrimsel Yaklaşım ve Cinsiyetler Arası Farklar

Evrimsel yaklaşım da Freud gibi kıskançlığı, insanlığın geçmişinden bugüne taşınan işlevsel ve normal bir duygu olarak kabul etmektedir. Kıskançlık, aldatılma ve terk edilmeye karşı geliştirilen bir savunma olmakla beraber ilişkinin sürmesini, çiftlerin üreme ve çocuklarını büyütmelerine kadar varan bir sürecin basamağı olarak görülmektedir (5). Evrimsel yaklaşımdan beslenen farklı modeller kıskançlığı farklı perspektiflerden incelemektedir.

Anababasal yatırım modeli: Evrimsel psikologların öne sürdüğü, sonraki çalışmaların da desteklediği bulgulara göre kadınların duygusal sadakatsizliğe, erkeklerinse cinsel sadakatsizliğe daha şiddetli tepki verdiği görülmüştür. Buna göre kadınlar daha çok duygusal kıskançlık yaşarken erkekler daha çok cinsel kıskançlık yaşamaktadır. Cinsel sadakatsizlik söz konusuysa ya da böyle bir tehdit algılanmışsa, erkek başkasının çocuklarına babalık etme kaygısını taşımakta ve eşine yaptığıı maddi manevi yatırımın riske girmesinden endişe duymaktadır. Duygusal kıskançlık yaşayan bir kadın ise ilişkinin yitilmesi tehdidiyle karşı karşıya gelmekte, eşine harcadığı zaman, enerji, kaynak, bağlılığın boşa gitmesi endişesine kapılmaktadır (5).

Güç Yaklaşımı: Kadınlarla erkeklerin farklı kıskançlık türleri sergiliyor olmaları bu yaklaşımda iki cinsiyet arasındaki güç farklılığına odaklanılarak açıklanmıştır. Kıskançlığın benlik saygısına yönelttiği tehdit temel alınmıştır. Kadınlar toplum içinde kendilerine verilen rollerden ve konumdan ötürü kendilerine daha az güvenmektedirler. Benlik saygıları erkeklere göre daha düşüktür. İlişkinin kaybı söz konusuysa bu, benlik saygısını kaybetmeleri anlamına da gelmektedir (5).

Çifte Darbe Yaklaşımı: Bu yaklaşım aslında her iki kıskançlık türünün de birbiriyle iç içe olduğunu, bireyin birini deneyimlerken diğerini de deneyimlemiş olduğunu vurgulamaktadır. Bunlardan birinin daha baskın olarak görünmesi, var olan koşulların durumuyla ilişkilidir (5).

“Bu ince yaratıklara bizim diyebiliyoruz da,

Sahip değiliz onların doyumsuz isteklerine!

Kurbağa olup bir zindanın pis havasında çürüyeyim,

Yeter ki, sevdiğim şeyi paylaşmayayım başkalarıyla..”

Othello, sayfa 75

Othello’nun yaşadığı kıskançlık, normal düzeyde devam eden ve sevdiği kişiyle ilişkisinin temelini güçlendirecek türden bir kıskançlık değildir. Cinsel kıskançlık, evrimsel yaklaşımın öne sürdüğü gibi, kendi soyunun tehlikeye girmesini ve sevgisini, bilgisini, gücünü harcadığı bir ilişkinin başkasının eline geçmesinin dayanılmaz yükünü taşımaktadır. Duygusal kıskançlık ise sahip olunan güzel bir eşin sevgisini, ilgisini, bağlılığını bir başkasına kaptırmasıyla şekillenmiştir. İlk şüpheyle birlikte verilen kıskançlık tepkileri, mantıklı bir değelendirme ve kanıtları sorgulamayı içermez. Othello ihanete bir kez inandıktan sonra bütün kanıtları ihaneti doğrulayacak şekilde değerlendirir. Bilişsel, davranışsal ve duygusal düzeyde verdiği durumla bağdaşmayan tepkiler ve tepkilerin yoğunluğu patolojik kıskançlığı doğrular niteliktedir.

Haset ve kıskançlık kardeş gibidirler, hem benzerler birbirlerine hem de çok başkadırlar birbirlerinden. Shakespeare’nin Othello’sunda ise çok iç içedirler. Othello sendromuna isim vermiş bu ölümsüz eser, bizlere patolojik boyutlara varan bir kıskançlığın hazin öyküsünü sunar. Kuşku ve şüphe insanın içini kemirmeye başlayınca mantığın nasıl aradan çekildiğini, insan davranışlarının ve inançlarının manipüle edilmeye ne kadar yatkın olduğunu, intikam duygusunun kötücüllüğünü ve olmayan bir ihanet uğruna feda edilen bir sevgiliyi sunar bizlere. Hem sevdiğini hem de kendini feda eden Othello, patolojik kıskançlığın bilişsel, davranışsal ve duygusal görünümünün “ne yazık ki” küçük bir örneğidir. Gerçekte patolojik kıskançlık daha yoğun ve daha şiddetli yaşanabilmektedir, nitekim burada anlatılandan çok daha fazlasıdır aynı zamanda. Öyle ki Othello da anlatılandan daha fazlasıdır, çünkü biz bir kitabı okurken birçok kitabı daha okuruz.

“Bakayım sana, nasıl görünüyorsun şimdi?

Ah, talihsiz kadın! Soluksun giydiğin ak giysiler gibi!

Kıyamet günü buluştuğumuzda

Bu masum bakışın cennetten fırlatıp atacak ruhumu

Ve zabaniler sıçrayıp havada kapacaklar onu.”

Othello, sayfa 152

Kıskançlık temalı bir kısa filme buradan ulaşabilirsiniz.

*Kapak görselindeki illüstrasyon Ana Novaes’e aittir.

Kaynak
  • (1) Davison, G. C. Ve Neale, J. M. (2011). Kişilik bozuklukları. (İ. Dağ, Çev. Ed.). Anormal Psikolojisi içinde (s. 345-372). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
  • (2) Demirtaş, H. A. (2004). Yakın ilişkilerde kıskançlık, bireysel ilişkiler ve durumsal değişkenler (Yayımlanmamış doktora tezi). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
  • (3) Kingham, M. Ve Gordon, H. (2004). Aspects of morbid jealousy. Advances in Psychiatric Treatment, 10, 207-215.
  • (4) Klein, M. (2016). Haset ve Şükran (4.Basım). (O. Koçak ve Y. Erden, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları (Orijinal eserin basım tarihi 1957).
  • (5) Madran, A. D. (2008). Duygusal ve cinsel kıskançlık açısından temel cinsiyet farklılıkları: Evrimsel yaklaşım ve süregelen tartışmalar. Türk Psikiyatri Dergisi, 19(3), 300-309.
  • (6) Shakespeare, W. (2016). Othello (10.Basım). (Ö. Nutku, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • (7) Tuna, E. (2018). Haset ve kıskançlığın tanımlanması ve klinik görünümü. DTCF Dergisi, 58(2), 1751-1767.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir