Şeker Portakalı ve Psikoloji: Fiziksel İstismar

şeker portakalı can yayınları vasconcelos kitap

Fiziksel istismar, istismar türlerinden biri olmasına, dünyada ve Türkiye’de de son yıllarda dikkat çeken ve üzerinde çalışılan bir konu haline gelmesine rağmen aile içinde ne derece önemsenmektedir? Dayak atmanın fiziksel istismar olgusu içinde değerlendirildiğinin ne kadar farkına varıldı? Çocukların fiziksel istismara uğradıklarında ne hissettikleri, ne düşündükleri, gelecekte bunların etkisini nasıl yaşadıkları hakkında bir fikrimiz var mı? Psikoloji tüm bunlar için bizlere ne sunuyor? Şeker Portakalı’nı hiç fiziksel istismar ve çocuk psikolojisi denklemiyle okumuş muydunuz? Öyleyse hep birlikte bu çocuk dünyası üzerine birçok şey söylenebilecek eseri bir de psikoloji penceresinden inceleyelim.

Çocukluk dönemi, anne baba ya da bakım verenlerin kontrollerinden sıyrılarak bireyselleşme yolunda adımlar atılan, ancak hala yardıma ihtiyaç duyulan; düşünce, duygu ve davranış bakımından birçok yeni nitelik kazanılan, keşifler ve değişimlerle dolu bir dönemdir. Çocuklar büyürken çevrelerinde olup biten şeylerden ve çevredeki kişilerden birçok şey öğrenirler. Öğrenme süreci boyunca yavaş yavaş kişilikleri de oluşmaya başlar. Tüm bunların ortasında dayakla bir şeyler öğretilmeye, dayakla davranışı değiştirilmeye ve dayakla büyümeye zorlanmış çocuklar için büyüme süreci sancılı olmaktadır.  Dayak sözcüğünün sözlükte “kötek, patak ve sopa” gibi eş anlamlıları bulunmaktadır. Literatürde ise daha çarpıcı eş anlamlı kelimeler karşımıza çıkmaktadır: Fiziksel istismar ve bedensel kötüye kullanım.

Dayak: Fiziksel İstismar- Bedensel Kötüye Kullanım

Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’ne göre çocuğa karşı kötü muamele daha genel ve kapsayıcı bir tanım olmakla birlikte çocuk istismarı ve ihmali daha özel ifadelerdir. Çocuğa karşı kötü muamele, çocuğun sağlığına, gelişimine, onuruna karşı gerçek veya olası tehlike oluşturan her türlü fiziksel, duygusal,  cinsel şiddet; ihmal ve çocuğun sömürülmesidir. Çocuk istismarı ve ihmali, çocuğun anne babası ya da bakımveren kişi tarafından çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve ihmallerin tümüdür (4).  Fiziksel istismar ise çocuğun anne baba ya da bakımveren tarafından sağlığına zarar verecek biçimde hasara uğratılması, yaralanması ya da yaralanma riski taşımasıdır. Bu hasar elle, vurarak, iterek ya da sarsarak olabilir (5).

Çocuk Olamayan Çocuklar: Fiziksel İstismarın Kısa Tarihi

Çocuk istismarı ve ihmalinin bir sorun olarak algılanıp üzerinde çalışılmaya başlanmasının geçmişi ne yazık ki çok da uzak bir geçmiş değil, yaklaşık yüz yıl kadar. Ancak buraya gelmeden önce şunu da ifade etmek gerekir ki çocuk olmak sandığımızın aksine tarih sahnesinde her zaman var olmuş bir olgu değil. Bebeklik dönemi, kendi başına yaşamını sürdüremeyen, yardıma ihtiyaç duyan insan yavrusunun gelişim sürecinde her zaman var olmuştur. Çocukluk dönemi toplumun ancak böyle bir dönemin varlığını tanıması halinde kendini kabul ettirmiştir. Antik dönemlerden başlayarak, özellikle de Ortaçağ Avrupası’nda çocukların minyatür yetişkinler olarak görüldüğü, yetişkin hayatının sınırlarına dahil oldukları, eşya gibi alınıp satıldıkları, yetişkin cezalarını aldıkları, daima yok sayıldıkları ve dövülüp öldürüldükleri bilinmektedir (6). Çocuklar çocuk olma hakkını ne yazık ki kazanmak zorunda kalmışlardır. Nitekim çocukluk kavramı yeni bir yetişkinlik tanımıyla beraber ortaya çıkmıştır.

Fiziksel istismar tanımı ilk defa 1860 yılında Tardieu tarafından yapılmış, çocukların fiziksel ve cinsel istismarından söz edilmiştir. 1946 yılında röntgen uzmanı Caffey, düştüğü söylenerek hastaneye müracaat edilen çocukların vücudunda düşmeyle açıklanamayacak hasarlar tespit etmiştir. 1962 yılında yayımlanan ‘Örselenmiş Çocuk Sendromu’ adlı makale fiziksel istismar konusuna dikkatleri çekmede önemli bir rol oynamıştır. 1974 yılında artan duyarlılık sonucu ABD’de ‘Çocuk İhmalini ve İstismarını Önleme ve Tedavi Yasası’ çıkarılmıştır. 1989’da kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19.maddesinde, ‘Çocuğun bakımıyla sorumlu olan kişilerden gelecek her türlü kötü muameleye karşı korunmasının sözleşmeyi imzalayan devletlerin yükümlülüğünde olması’ koşulu belirtilmiştir (5).

Fiziksel istismarda cinsiyetler arası belirgin farklar olmamasına rağmen ergenlik çağında kızların daha çok fiziksel istismara uğradığı, fiziksel istismarın en çok 4-8 yaşlarında görüldüğü, yaş arttıkça istismara uğrama oranının azaldığı ve çocuklara ailede daha çok annenin şiddet uyguladığı görülmüştür (5). Çocuk ölümlerinde kötü muamele sonucu meydana gelen ölümlerin yarıya yakınının fiziksel şiddet sonucu olduğu belirtilmiştir. Bu ölümler bazen kontrolünü kaybetmiş bir ebeveyn tarafından uygulanan ani şiddet içerikli davranışlar sonucu olabilmekte, bazen de sistemli olarak uygulanan dayak ve şiddetin bir birikimi olabilmektedir. 5 yaş altı çocuklar bu şekilde meydana gelen ölümlerde en fazla risk taşıyan gruptur (4).

Bir Disiplin Aracı Olarak Dayak

Çocuğa dayak atmak onu terbiye etme ve ona disiplin öğretmede bir araç gibi kullanılmaktadır (2).  Pek çok toplum kültürel yapısı bakımından disiplin etme adı altındaki bu tekniklere kısmen ya da tamamen tolerans göstererek bu tür fiziksel şiddet eylemlerini meşru kılar (4). Nitekim kendi kültürümüzdeki birçok atasözünde de bu meşru kılmayı görebiliriz: Dayak cennetten çıkmadır, kızını dövmeyen dizini döver, eşeğin yavrusu sıpa terbiyesi sopa, öğütle uslanmayanın hakkı kötektir Babasının annesini dövdüğünü gören, okulda arkadaşının öğretmenden dayak yediğini duyan, sokakta çocuklarını döven ebeveynlere şahit olan bir çocuk dayağı bir norm, haline getirir ve onu normalleştirir.

Anne baba kendi bencil duygularıyla hareket ederek çocuğa zarar veriyorsa bu açıkça çocuğa kötü muamele etmektir. Çocuk kendilerini rahatsız etmedikçe onun varlığını unuturlar. Çocuğun bir talebi sonrasında ona acı verecek şekilde fiziksel olarak şiddet uygularlar. Böyle bir tutum asla disiplin amaçlı değildir. Eğitmek değildir. Yalnızca fiziksel istismardır.  Terbiye amaçlı cezalandırmada çocuğun kötü davranışı bırakıp daha iyi bir davranışa yönelmesi, yani çocuğun iyiliği önemsenir. Kötü muamelede ise çocuğun davranışını düzeltmesi önemsenmez, yalnızca çocuk ebeveyni rahatsız etmemelidir (1). Dayağın kolayca ölçüsü kaçar. Etkisi oldukça kısadır ve aynı zamanda öğretici değeri çok azdır (8).

Küçük Dalları Yorgun Bir Şeker Portakalı

Dayak diyerek içini boşalttığımız ve anlamını yitirmeye yüz tutmuş eylemlerin aslında fiziksel istismar denilen, çocuğa birçok yönden zarar veren bir kötü muamele eylemi olduğuna dair birçok şey söyledik. Bir de buna maruz kalan çocukların açısından olaya yaklaşmak bu konu hakkında bizlere daha çarpıcı bilgi sunacaktır. Şeker Portakalı’nın küçük kahramanı olan Zeze 5 yaşında, haşarı olarak nitelendirilebilecek, oyun oynamayı seven,  duygularını ifade edebilen bir çocuk. Kalabalık ve yoksul bir ailenin en küçük çocuklarından ikincisi. Diğer aile üyelerinin onunla iletişim kurma yöntemleri dayak.

“Beş para etmem. Çok kötüyümdür. Noel günü, benim için bir İsa değil, bir şeytan doğar ve hçbir armağan alamam. Belanın tekiyim yani. Küçük bir bela. Bir iblis. Bir piç. Ablalarımdan biri, benim gibi küçük bir çocuğun doğmaması gerektiğini söyledi.”

sayfa 130

Dayak çocukların utanç zeminli insanlar olarak yetişmesinde çok büyük bir rol oynamaktadır. Dayak yiyen çocuk önce gururunu ve özbenliğini korumak için çabalayacaktır. Ancak kendisi hala bakıma muhtaçtır, küçüktür ve çaresizdir. Onlara ihtiyaç duyduğu için zamanla onurunu, değerini, yaşam şevkini kaybedecek ve anne babasının ilgisini ve onayını almak için onların” sen değersizsin, dövülecek bir nesnesin” mesajını kabullenecek ve kendine onların gözüyle bakmaya başlayacaktır (2). Zeze’nin ifadelerine tekrar baktığımızda kendine dair kabullendiği birçok olumsuz özelliği sıraladığını görmekteyiz. Henüz 5 yaşındaki bir çocuk kendini kötü, bela, iblis, piç olarak değerlendiriyorsa bunun o çocuğa ait bir değerlendirme olmadığını, muhtemelen dayak sırasında işittiği ve onun dayağı hak etmesine neden olan özelliklerinin bunlar olduğunu kabullendiğini düşünürüz. Kendisi gibi bir çocuğun doğmaması gerektiğini söyleyen ablası onun utanç duyulacak bir çocuk olduğu algısını oluşturmuştur. Utanç bu yaşlardaki bir çocuğun kişiliğinin temeline yerleşebilir ve ileriki yaşlarında ciddi psikolojik sorunların gelişmesinin kaynağı olabilir.

“Önceleri kimse dövmezdi beni. Ama sonraları her şeyi öğrendiler ve zamanlarını, benim bir şeytan bir baş belası, lanet olasıca bir sokak kedisi olduğumu söyleyerek geçirmeye koyuldular.”

sayfa 11

Fiziksel istismara uğrayan çocuklar için bu şiddet eylemlerinin ne zaman gerçekleşeceği belirsizdir. Sürekli korku ve kaygı içindedirler. Fiziksel şiddet başladığında ise kaçacakları ve saklanacakları bir yer yoktur. İhanete uğrama ve acı çektirilme beklentisi her zaman hazırda bekler. Bu nedenle diğer insanlarla kurdukları ilişkilerde de aynı beklentiler içinde olma eğilimi gösterirler (3). Anne baba olmak çocuğa bakım vermek ve her ne pahasına olursa olsun onu koruyup kollamak konusunda yazılı olmayan sözler vermeyi içerir. Fiziksel istismara uğrayan çocuklar için bu söz bozulmuştur. Çocuğun güven duygusu yıkılmıştır. Ne olup bitiğini anlayamayan Zeze de diğerlerinin neden kendisine karşı bu eylemlerde bulunduğuna bir anlam verememektedir. Tek olup biten onu sürekli dövmeleri ve onu kötü sözlere boğmalarıdır. Diğerleriyle güven temelli ilişki kurmada zorluk yaşamaktadır.

“Ama en çok acıyan yerim yüzümdü. Bunca nedensiz kötülük karşısında yüzüm acıdan ve öfkeden yanıyordu.”

sayfa 146

“Dudaklarımı neredeyse oynatamıyordum, sendeliyordum. Tokat yağmuru altında gözlerim açılıyor, kapanıyordu. Susmak ya da şarkıya devam etmek konusunda kararsızdım… Ama, o acı arasında bir tek şeye karar vermiştim: Yiyeceğim son dayak olacaktı bu, son dayak. Ölmek daha iyiydi… babama büyük bir nefretle bakıyordum; ve: ‘Katil!’ dedim ona. ‘Beni hemen öldür. Cezaevi öcümü alacaktır.’ ”

sayfa 150

Dayak çocukta öfke, intikam isteği ve nefret doğurur (3). Öfke şiddeti uygulayan kişiye karşı da olabilir kendine karşı da. Çocuğu yetiştirmede ya da onaylanmayan davranışını değiştirmede dayağı önemli bir faktör olarak gören ebeveynlerin tam aksine, dayak çocukta olumsuz duygular oluşturarak kendine ve dünyaya karşı negatif düşünceler beslemesine, duygusal ve psikolojik olarak yaralanmasına neden olur.

“Ama yine de babam beni bu kadar dövmemeliydi. Noel’de istediği zaman beni dövebileceğini söylemiştim ama bu kadarı fazlaydı.”

sayfa 158

Bazen anne babalar fiziksel istismar sonrası affedilmek ister, çocuktan anlayış beklerler. Fiziksel şiddete bahane olarak yaşadıkları stresi, duygusal ya da cinsel sorunları sunarlar. Ancak bu durum çocuğun kafasını karıştırır ve bu durumda nasıl bir yol izlemesi gerektiğine karar veremez. (3). Zeze’nin kafa karışıklığı da bu şekilde açıklanabilir. Fiziksel şiddete maruz kaldığı ve bunu hiç istemediği halde babasına kendisini dövme izni vererek duygularından ve kendi benliğinden vazgeçmiştir. Babasının yaşadığı sıkıntılar onu bir yetişkin gibi davranmaya itmiştir.

“’Ya Lalá?’

‘Çok kötü dövüyor, ama o da iyidir. Bir gün kelebek boyunbağımı dikecek’

‘Ya Jandira?’

‘Jandira şöyle böyle ama kötü değil.’

‘Ya Annem?’

‘Annem çok iyi, beni dövmenin onu çok üzdüğünü biliyorum. Hiçbir zaman bütün gücüyle vurmuyor.’

‘Ya babam?’

‘Bak, onu bilemem. Hiç talihi yok. Bana benziyor olmalı, ailenin kötü kişisi!’ ”

sayfa 49

Çocuklar benmerkezcidir, yaşadıkları her şeyden kendilerini sorumlu tutarlar. Fiziksel istismar söz konusu olduğunda da yaşadıkları şiddetten kendilerini sorumlu tutar, kötü bir çocuk olduğunu ve bu yüzden dayak yediğini düşünürler. Şiddeti gören ancak bununla ilgili hiçbir şey yapmayan pasif istismarcı ebeveyn, istismarı aktif bir şekilde uygulayan kadar suçludur. Çocuklar genellikle pasif istismarcının suç ortaklığını hafifletecek nedenler bulurlar (3). Zeze ailede birçok kişiden dayak yemekte, yediği dayağı da hep bir nedene bağlamaktadır. Şiddet eylemlerini mazur gösterecek fikirler geliştirmiştir. Kendisi dayak yerken buna şahit olan aile üyelerinin neden kendisine yardım etmediklerini, neden onu kurtarmaya gelmediklerini sorgulamamaktadır. Anlaşılan maruz kaldığı şiddeti hak ettiğine, suçlunun kendisi olduğuna inanmış, kendisinden başka suçlanacak kimse olmadığına ikna olmuştur.

“’Ne var, Zeze?’

‘Hiç Godoia. Neden kimse beni sevmiyor?’

‘Çok budalasın.’

‘Bugün üç kez dayak yedim, Godoia.’

‘Hak etmemiş miydin üçünü de?’

‘Onu demek istemedim. Kimse beni sevmediği için, dövmek istediklerinde herhangi bir şeyi bahane ediyorlar.’

sayfa 120

Bazen aile içinde bir ya da birden fazla üyenin soğuk ve itici davranışı bir çocuk üzerinde toplanabilir. “Şamar oğlanı” diye nitelendirdiğimiz bu çocuk sebepli ya da sebepsiz olarak diğer üyelerin üzerine çullandığı çocuktur. Çoğunlukla kötü yanları göze batar ve diğer üyeler ona önyargıyla yaklaşır. Sevilmediğini ve itildiğini gören çocuk olumsuz davranışlar sergileyerek onların bu tutumunu haklı çıkarır (daha detaylı okuma için bakınız: Kendini Gerçekleştiren Kehanet). Çünkü kendisine verilen rolü benimsemiştir, diğerlerinin ilgisini ancak bu yolla çekebilmektedir. Böylece bir kısır döngü başlar. Şamar oğlanı konumundaki bu çocuğun evdeki tüm şimşekleri üzerine çekmesi aynı zamanda aile içi dengenin devam etmesine de katkıda bulunur. Öfke bu çocuğa yöneltildiğinde, eşler arasındaki gerilim azalır, kardeşler birbirine sataşmaz. Ancak ne yazık ki bu, çocuğu duygusal ve fiziksel anlamda oldukça yıpratır, çocuğun kendisine saygısı azalır (8). Zeze’nin ailedeki şamar oğlanı olduğu şüphe götürmeyen bir gerçek. Sadece anne babasından değil, diğer kardeşlerinden de fiziksel şiddet görmektedir. Fiziksel şiddetin Zeze’nin kasıtlı ya da kasıtsız yaptığı haylazlıklar sonrası olsa da aslında şiddeti uygulayan kişinin sıkıntılı hissettiği bir dönemi takip ettiğini görmekteyiz. Öyle ki bazen yaptığı haylazlıklar mazur görülmekte, bazen de söylediği bir şarkı yüzünden eve sıkıntı içinde dönen babasından dayak yemektedir. Zeze’nin küçük kardeşi ya da kendinden büyük kardeşlerinin dayak yediğine dair hiçbir ipucu edinemiyoruz, öyleyse ailenin öfke boşaltmak için kullandıkları bir nesne haline gelmiş olduğu yorumunda bulunabiliriz. Görüldüğü gibi dayak eylemi onun sevilmediğini düşünmesine neden olmuştur.

Fiziksel İstismar: Neden?

Çocuk psikolojisi-üzgün- yalnız-çaresiz-dayak-istismar
Dayak fiziksel istismar tanımı içinde yer alır ve çocuğu derinden etkiler.

Çocuğa kötü davranmanın altında yatan üç temel faktörden bahsedilebilir. Ancak bu nedenler çok yönlüdür, bazen birden fazla faktör ya da bunların tamamı fiziksel istismarın nedeni olabilir.

Anne Babadan Kaynaklı Nedenler: Çocukluklarını istismar eden ebeveynler bir zamanlar kendilerinin de çocukluklarında istismara maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. İstismar, öğrenilen ve nesilden nesile aktarılan bir davranıştır, bir şiddet döngüsü haline gelebilir (4). Kendi çocukluğunda istismara maruz kalmış olan ebeveyn başkasına sevgiyle bağlanma ve sevgi temelli bir ilişki geliştirme yeteneği kazanamamış olabilir (1). Fiziksel istismar uygulayan ebeveynlerin dürtü kontrollerinin zayıf olduğu da söylenebilir (3).  Genellikle ilk tepki olarak öfkelerini ifade ederler. Çocuğu kontrol etmek istedikleri ama bunu sağlayamadıkları için fiziksel şiddete başvurur ve böylece çocuk üzerindeki otoritelerini tekrar sağlamak isterler (4). Şiddet uygulayan ebeveynlerin diğer özellikleri genç ve deneyimsiz olma, çocuk gelişimine ve yetiştirmesine dair bilgi eksikliği, alkol ve madde bağımlılığı, düşük eğitim düzeyi, çocuktan gerçekçi olmayan beklentiler, psikolojik problemler ve evlilik sorunları olabilir (5).

Durum/Çevre Kaynaklı Nedenler: Yalnız, stresli, düşük gelire sahip, yaşamından memnun olmayan ailelerde fiziksel istismar görülme sıklığı daha fazladır (1). Tek ebeveynli ya da çok geniş ailelerde ve çocuk sayısının fazla olduğu ailelerde de bu sıklık daha fazladır (5).

Çocuk Kaynaklı Nedenler: Huysuz, sürekli ağlayan, bedensel engele sahip çocuklara yönelik fiziksel istismar daha fazla olmaktadır. Bu özelliklere sahip çocuklarla ebeveynlerin ilişki kurması ve bağlanma gerçekleşmesi daha güç oluyor olabilir (1). Bunun yanında istenmeyen gebelikten doğan, istenmeyen cinsiyetten doğan, fiziksel görünümleri ebeveynler tarafından kötü olarak nitelendirilen çocukların da daha fazla fiziksel istismara maruz kaldığı belirtilmiştir (5).

Zeze’nin durumunda bu faktörlerin hepsi bir araya gelerek fiziksel istismarı ortaya çıkarmıştır. Durum kaynaklı nedenler olarak ailenin maddi kaynaklarının kısıtlı olması, geniş bir aile yapısı, aile üyelerinin stres seviyelerinin yüksek olması ve yaşamından memnun olmama durumlarını sayabiliriz. Evin geçimini anne ve baba beraber sağlamaktadır. Uzun ve yorucu iş saatlerinden sonra eve dönmekte, sürekli olarak ay sonunu düşünmektedirler. Aile içi iletişim çok zayıftır, kimse birbiriyle sıkıntılarını paylaşmamaktadır. Anne baba kaynaklı daha özel sebeplere baktığımızda dürtü kontrolünün zayıf olduğu ve ilk tepki olarak öfkenin ağırlık bastığını görmekteyiz. Babanın Zeze’ye fiziksel şiddet uyguladıktan sonra söylediği şu sözler de buna bir kanıt oluşturmaktadır: “Aklım başımdan gitti. Benimle alay ettiğini sanıyordum. Benden nefret ettiğini sanıyordum.” Görüldüğü üzere dayak baba için bir otorite sağlama aracı olarak kullanılmıştır. Daha önce de belirtiğimiz gibi dayağın kolayca ölçüsü kaçabilmektedir. Ebeveynlerle ilgili bir başka unsur düşük eğitim seviyesi ve çocuk yetiştirme konusundaki bilgi eksikliğidir. Anne baba Zeze’nin ve diğer çocukların gelişimiyle, gelişim ihtiyaçlarıyla, özellikle de duygusal ihtiyaçlarına kayıtsız kalmaktadır. Son olarak çocuk kaynaklı sebepler olarak Zeze’nin fazla hareketli bir çocuk olması, huzur kaçıran davranışlarını tekrarlı olarak devam ettirmesi çocuk kaynaklı sebepler olarak gösterilebilir. Tüm bu nedenler fiziksel istismarın temellerini anlamamızda önemli ipuçları sunmaktadır. Ancak fiziksel istismar için hiçbirinin bahane olarak sunulamayacağı, aksine bunları bilmek ve bunlarla ilgili yapılabileceklere odaklanmak önemle hatırlanması gereken bir husustur.

Peki Ya Sonra?

“Bir düşünsenize, daha altı yaşında bile değil. Belki çekilmez bir çocuk, ama daha çok küçük.”

sayfa 122

Fiziksel istismar çocuğu fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden etkiler. Kısa dönemli etkiler olarak altını ıslatma, parmak emme, uyku ve beslenme bozuklukları, öfke gözlenebilir. Uzun dönemli etkileri ise ergenlik ve yetişkinlik döneminde kendini gösterebilecek saldırganlık, suça yönelik davranım, alkol ve madde bağımlılığı, psikolojik problemler olabilir (5).

Şeker Portakalı’nın devam kitabı olan, Zeze’nin ergenlik çağında bir birey olarak karşımıza çıktığı Güneşi Uyandıralım romanını okuyarak bu belirtilerin ne kadarını gözlemleyeceğimizi test edebiliriz. Ancak bu yazı Şeker Portakalı ile sınırlı kalacaktır, bu nedenle merak edenlere şiddetle Güneşi Uyandıralım ve sonrasında Delifişek romanlarını önerir, Zeze’yi büyütmelerini isterim.

Şeker Portakalı ilk okuduğumda ortaokul sıralarında küçük bir öğrenciydim, daha sonra defalarca okudum. Hala okumaya devam ediyorum. Daha geçenlerde hediye olarak Can Yayınları’nın 50.yıl özel baskısını aldım ve keyifle kütüphaneme koydum. Çocuk psikolojisiyle ilgili birçok kavramı Şeker Portakalı üzerinden inceleyebiliriz, nitekim buradan kitapla ilgili bir başka yazıma da ulaşabilirsiniz. Bir kitap okumak birçok kitabı da beraberinde okumak demektir.

“Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek…Ve bir gün büsbütün ölecek.”

sayfa 159

Kaynaklar

  1. Cüceloğlu, D. (2006). Çocuğa kötü davranma. İnsan ve davranışı (15.Basım) içinde (s.372-380). İstanbul: Remzi Kitabevi.
  2. Cüceloğlu, D. (2018). İçimizdeki çocuk (57. baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.
  3. Forward, S. ve Buck, C. (2018). Zor bir ailede büyümek (7.Baskı). (A.Terzi, çev.). İstanbul: İletişim Yayınları. (Orijinal eser basım tarihi 1989).
  4. Özgentürk, İ. (2014). Çocuk istismarı ve ihmali. International Journal of Human Sciences, 11(2), 265-278.
  5. Pelendecioğlu, B. Ve Bulut, S. (2009). Çocuğa yönelik aile içi fiziksel istismar. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Dergisi, 9(1), 49-62.
  6. Postman, N. (1995). Çocukluğun yok oluşu (1.Baskı). (K. İnal, çev.). Ankara: İmge Kitabevi.
  7. Vasconcelos, J. M. D. (2005). Şeker portakalı (74. basım). (A. Emeç, çev.). İstanbul: Can Yayınları.
  8. Yörükoğlu, A. (2018). Çocuk Ruh Sağlığı (38.Baskı). İstanbul: Özgür Yayınları.

Bir Yorum

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir