Şeker Portakalı ve Psikoloji: Erken Çocukluk Dönemi Bilişsel ve Psikososyal Gelişim

şeker portakalı can yayınları vasconcelos kitap

Bir gelişim dönemi olarak çocukluk, incelemesi en zevkli evrelerden biridir. Bu dönemde çocuklar bilişsel, sosyal, psikolojik ve fiziksel olarak gelişir ve birçok değişim yaşarlar. Şeker Portakalı romanını çocukluk döneminin başlangıcı olan erken çocukluk dönemi gelişim özellikleri açısından incelemek de kuramsal olarak bildiğimiz birçok şeyin örneklendirmesi oldu. Piaget ve Erickson’un gelişim kuramları edebiyatla birleştirildi ve çocukluk dönemi hem ciddi hem de rengarenk bir biçimde sizlere sunuldu.

Çocukluk dönemini renkli, ışıl ışıl, oyunlarla ve hayallerle süslü bir zaman dilimi olarak betimleriz. Çocuklar bebeklik döneminin bağımlılığından çıkarak daha özgür hareket edebilen, diğerleriyle daha yakın ilişki kurmaya başlayan ve artık yavaş yavaş okula gitmeye hazırlanan bireyler haline gelirler. Çocukluk dönemi de yaşamın diğer dönemlerinde olduğu gibi daha kolay anlayabilmek amacıyla kendi içinde dönemlere ayrılarak incelenmektedir.  Buna göre 2-7 yaş arası erken çocukluk, 7-11 yaş arası da orta ve ileri çocukluk olarak adlandırılır. Bu yazının temel noktası Şeker Portakalı romanının baş karakteri olan 5 yaşındaki Zeze üzerinden gelişim özelliklerini incelemek olduğundan, erken çocukluk dönemi incelenecektir. Bu inceleme esnasında dönemi anlayabilmek adına yol gösterici olan gelişim kuramlarından da faydalanılacaktır.

Erken Çocukluk-Okul Öncesi Dönem-Oyun Dönemi

Çoğunlukla 2-7 yaş arası dönem erken çocukluk dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemi inceleyen kuramcılar farklı isimler kullansalar da (Freud Fallik Dönem; Erickson Girişimciliğe Karşı Suçluluk Dönemi; Piaget İşlem Öncesi Dönem) çoğunlukla bu dönemde gerçekleşen bilişsel, sosyal ve duygusal değişimleri incelemişlerdir. Nitekim gelişim de fiziksel, duygusal, bilişsel, toplumsal boyutları olan karmaşık bir süreçtir. Bu dönemde çocuklar kendine yetebilmeyi ve kendine bakmayı öğrenir, okula hazır olmayı sağlayan becerileri( harfleri tanıma, söyleneni takip edebilme) geliştirir ve oyuna fazlaca vakit ayırırlar.

Şeker Portakalı: Erken Çocukluk Döneminde Bilişsel Gelişim

“Ergenlik çağı hissedilir mi?”

 “Sizce gelecek hafta büyümüş olur muyum?”

Bilişsel gelişim, bireyin çevresinde olup bitenleri anlamasını, onları kavramasını ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerin gelişimini; daha karmaşık ve etkili düşünme yollarının kullanılmaya başlanmasını ifade eder. Erken çocukluk döneminde çocukların bilişsel dünyası oldukça renkli, şaşırtıcı ve belki biraz da kafa karıştırıcı bir biçimde gelişmeye devam eder. Çocukluk dönemine atfedilen soru sorma merakı, yaratıcılık ve hareketlilik bu dönemin özellikleri olarak karşımıza çıkar.

“’Çocuklar emekli midirler?’

‘Ne?’

‘Edmundo dayı hiçbir iş yapmıyor ama belediye ona her ay para ödüyor.’

‘Bunda şaşılacak ne var?’

‘Çocuklar da hiçbir şey yapmıyorlar; yemek yiyorlar, uyuyorlar, sonra da analarıyla babalarından para alıyorlar.’”

Şeker Portakalı, sayfa 16

 “’Sorun şu dayıcığım: Çok küçükken, içimde şarkı söyleyen bir kuş olduğunu, şarkıyı onun söylediğini sanırdım.’

‘Eh, insanın böyle bir kuşa sahip olması harika bir şey.’

‘Anlamadınız. Artık kuşuma pek inanmıyorum. Ancak içimden konuştuğum ve kendi içimi gördüğüm zaman oldu bu değişiklik.’”

Şeker Portakalı, sayfa 71

Bilişsel gelişimi ele alan kuramcılardan biri olan Jean Piaget, bu dönemi işlem öncesi dönem olarak adlandırmıştır. Çocuklar bu dönemde dünyayı kelimeler, imgeler ve çizimlerle ifade ederler. Kavramlar oluşturmaya ve basit neden-sonuç ilişkileri kurmaya başlarlar. Sürekli bir merak ve keşif duygusuyla her sorunun cevabını bilmek ister ve “Neden?” sorusunu çok sık kullanırlar. Bu özelliklerden dolayı bu döneme sorma-bilme tutkusu dönemi de denmektedir. Ancak hala akıl yürütme becerileri tam olarak gelişmemiştir, bu nedenle kurdukları mantıksal ilişkiler daha büyük yaştaki çocuklara göre daha ilkeldir. Zeze de 5 yaşında bir çocuk olarak tüm bu özellikleri taşımakta, öğrenme açlığı içinde karşılaştığı yeni kelimelerin anlamlarını bilmek istemekte, önceki bildikleri ile yeni öğrendikleri arasında basit neden sonuç ilişkileri kurmaktadır. İçindeki kuş olarak tanımladığı iç sesini artık kendi sesi olarak kabul etmeye başlamasıyla akıl yürütme becerilerinin gelişmiş olduğunu düşünebiliriz. Dönemin özelliklerini en iyi yansıtan ise çocukların emekli olması konusunda kurduğu basit mantıksal çıkarımdır. Ona göre evinde oturan emekli birine her ay maaş veriliyorsa, evde anne babasıyla yaşayan ve onlardan para alan bir çocuk da emekli olmalıdır.

Şeker Portakalı ve Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı: İşlem Öncesi Dönem

“Ama hayalinde bana yer vermedin…ben sana bütün hayallerimde yer veriyorum, Portuga. Tom Mix ve Fred Thompsonla yemyeşil geniş çayırlara doğru yola çıktığımda, fazla yorulmadan yolculuk edebilmen için sana bir posta arabası tuttum. Gittiğim bütün yerlerde sen varsın. Zaman zaman, okulda kapıya bakıyorum ve senin görünüp bana günaydın diyeceğini düşünüyorum.”

sayfa 172-173

Piaget bu dönem çocuklarının, özellikle de 5 yaşa kadar, benmerkezci olduklarını ifade etmiştir. Benmerkezcilik(egosantrizm) kendi bakış açısıyla diğerlerinin bakış açıcı arasındaki farkı kavrayamama durumunu ifade eder. Çocuklar çevrelerindeki kişilerin de kendileriyle aynı düşündükleri, hissettikleri ve aynı ihtiyaçlara sahip olduklarını düşünürler. Daima kendi inançlarıyla hareket ederler. Diğerlerinin farklı duygulara veya düşüncelere sahip olabileceğinin henüz tam ayrımında değildirler. Erken çocukluk döneminin sonlarına doğru egosantrik(ben merkezci) durum azalır sosyosantrik(topluma dönük) eğilim artar. Böylelikle diğerlerinin bakış açısını da anlayabilir konuma gelirler. Zeze bu konuda karışık örüntüler sergilemektedir. Bazen diğerlerini kendinden ayrı farkında gibi görünmekte bazen de her şeyi kendi merkezinden görmektedir. Görüldüğü üzere çok sevdiği yetişkin dostu Portekizli Portuga’nın kendi kurduğundan farklı hayaller kurmasına içerlemektedir. Kendisi sürekli onu düşündüğü için onun da sürekli kendini düşünmesini beklemektedir.

’Deli misin Luis! Fırtınanın yaklaştığını görmüyor musun?’ Bu sefer minicik elini tuttum, bahçede serüvene atıldık. Alan, üç bölgeye ayrılıyordu: Hayvanat bahçesi, Bay Julinho’nun evinin bakımlı çitinin yakınında bulunan Avrupa…bir de teleferik  oyunu oynadığımız köşe.”

Şeker Portakalı, sayfa 24

 “’Kaç yaşına kadar olan çocuklardan para alınıyor?’

‘Beş yaşını geçenlerin hepsinden.’

‘Öyleyse bir bilet, lütfen.’

Bilet niyetine iki portakal yaprağı aldım ve içeri girdik.” Sayfa 26

“Bir çitin dibinde dikkatimi bir şey çekti. Yırtık bir siyah çoraptı bu. Almak için eğildim. Elimde gerdim ve uzun uzun inceledim. ‘İyi bir yılan olur bu,’ diye düşünerek sandığıma attım.”

Şeker Portakalı, sayfa 57

“Minguinho bir anda yeryüzünün en güzel atı oluverdi; hızı arttı, kısacık otlar, yemyeşil uçsuz bucaksız bir ovaya dönüştü: Kovboy giysim altın işlemeliydi. Göğsümde şerif yıldızı parlıyordu.”

Şeker Portakalı, sayfa 112
Çocukluk döneminde hayal gücü çok geniştir
Çocuklar geniş bir hayal gücüne sahiptir.

Piaget’in ön plana çıkardığı bir başka özellik canlandırmacılık(animizm) durumudur. Bu dönem çocukları cansız nesnelerin canlı varlık nitelikleri taşıdığı ve insan gibi eylemde bulunabileceklerine inanırlar. Bu dönem çocuklarında en çok ön plana çıkan özellik sınırsız hayal gücüdür. Gördüklerini abartır, yaşadıklarını çarpıtarak anlatır, olmamış şeyleri olmuş gibi anlatırlar. Aynı zamanda gerçekle gerçek olmayanı da karıştırırlar. Özellikle bunlar oyunlarda en doğal haliyle ortaya çıkar. Oyun konusuna yazının devamında ayrıntılı olarak değineceğiz. Hayal güçleri ve doğaüstü düşünce biçimleri nedeniyle hayali arkadaşlara da sahip olabilirler. Zeze oynadığı oyunlarda hayal gücünü yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Evin bahçesini bir hayvanat bahçesine dönüştürmekte, eski bir çorabı yılan gibi kullanmakta, birden ata dönüşüveren şeker portakalı fidanının(Minguinho) üstüne bir kovboy gibi binmektedir. Aynı zamanda şeker portakalı fidanı onun hayali arkadaşı durumundadır, onunla karşılıklı konuşmalar yaparlar, fidanı ona gülümser, bazen de bağrına basar.

Şeker Portakalı ve Bilişsel Gelişim: Dikkat ve Dil Gelişimi

Erken çocukluk döneminde gelişim gösteren alanlardan biri de dikkat üzerindedir. Çocuklar özellikle dikkatin iki biçiminde, yönetici dikkat ve sürekli dikkatte gelişim gösterirler. Yönetici dikkat, etkinlik planlama, dikkati gerektiğinde bölebilme; sürekli dikkat ise bir nesne, görev veya duruma odaklanabilmeyi ifade eder. Dikkatin gelişmesi çevreyi daha iyi anlama ve kavramaya yardımcı olur. Yine de bu dönemin daha erken yaştaki çocukları dönemin sonuna yaklaşan çocuklara göre dikkati kontrol etmede hala zorluk yaşarlar. Göze çarpan uyarana odaklanarak dikkatleri dağılabilir veya tüm detayları göz önünde bulundurmadan bütün hakkında karar verebilirler.

“Şey…’Çatlak’ tam olarak ne demektir Totoca?”

Bilişsel gelişimin içinde değerlendirilebilecek bir başka değişim dili kullanma konusundadır. Çocuklar kelimeleri kullanma ve anlamlı cümleler oluşturma konusunda çok daha becerikli hale gelmişlerdir. Kelime hazinesi oldukça genişlemiştir. Konuşmaların anlamını kavramada ve durumun gerektirdiği gibi konuşmada ustalaşmışlardır. Kafiyeli sözlere, tekerlemelere ve topluluk içinde açıkça söylemekten geri durduğumuz sözlere karşı ilgi gösterirler. Zeze de yeni şeyler öğrenmek konusunda oldukça heveslidir. Hatta 5 yaşında hiçbir yetişkinin yardımı olmadan karıştırdığı kitaplar ve izlediği filmlerle okumayı da öğrenmiş ve okula erken başlamıştır. Kalabalık bir ailede büyümesinin de etkisiyle dili kullanma konusunda oldukça başarılıdır. Yaptığı haylazlıkları affettirebilmek için sevimli konuşmakta, utancını gizlemek için diklenmekte ve küçük kardeşiyle bir yetişkin gibi konuşmaktadır. “Ayıp” olarak nitelendirdiğimiz sözcükleri insanları sinirlendirmek ya da kışkırtmak için kullanabileceği bilgisine sahiptir. Dili kullanma konusunda epeyce beceriklidir.

Bilişsel gelişim başlığı altında daha fazla incelenebilecek konu bulunmasına rağmen, başkahramanımız Zeze açısından değerlendirmemiz bu kadarla kalacaktır. Daha detaylı okuma yapmak isteyenlere Piaget’in Bilişsel Gelişim kuramı ve Vygotsky’nin Gelişim Kuramını incelemelerini öneririm.

Şeker Portakalı ve Erken Çocuklukta Psikososyal Gelişim

Erken çocukluk döneminde en çok ön plana çıkan özelliklerden biri çocukların bitip tükenmez enerjileridir. Yerinde duramayan daima hareket halinde olan ve yorulmayan çocuklar atasözlerinde de betimlenmiştir: “Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez. Yağmur yağıp durmaz, çocuk doğru durmaz.” Kollarını ve bacaklarını hareket ettirmek gibi büyük kas kütlelerinin kullanılmasını ifade eden kaba motor becerileri, bebeklik döneminde gelişmeye başlar ve çocukluk döneminde oldukça gelişir. Kaslarının kontrolünü kazanan çocuklar daha fazla bağımsız olmaya, atlama, zıplama gibi faaliyetleri daha çok sevmeye başlarlar. Macera ve keşif onlar için vazgeçilmezdir. 5 gibi hareketin zirveye ulaştığı bir yaşta olan Zeze de zamanının büyük bir çoğunluğunu hareketli oyunlarla geçirmektedir.

“Biliyor musun Minguinho, ok iki çocuğum ve ardından bir on iki çocuğum daha olsun istiyorum, anladın mı? İlk on ikisi hep çocuk kalacak, kimse de onları dövmeyecek. Ötekiler büyük insanlar olacaklar. Onlara soracağım: Ne iş tutmak istiyorsun, yavrum? Oduncu mu olmak istiyorsun? Peki, işte sana baltayla kareli gömlek. Sen bir sirkte hayvan eğiticisi mi olmak istiyorsun? Peki, işte sana kırbaç ve giysi.”

Şeker Portakalı, sayfa 173

Özdeşim bu dönemin önemli meselelerinden biridir. Çocuk anne ve babasına bakarak onlara benzemeye çalışır ve onları taklit eder. Çocuklar aynı cins ebeveynle özdeşim kurar, karşı cins ebeveyni de bu ebeveynden kıskanırlar. Özdeşim yoluyla cinsel kimliklerini kazanarak, toplum yaşamına dair mesajları daha iyi okuyabilir hale gelirler. Freud bu dönemi Fallik dönem olarak adlandırmış, ödipal kompleksi de dönemin önemli çatışması olarak ortaya koymuştur. Bu yazının içinde yer verilmeyecek olmasına rağmen daha detaylı okuma yapmak isteyenler Freud’un psikoseksüel gelişim evrelerine dair okuma yapabilirler. Küçük kahramanımız Zeze, aile içinde anne ve babasının çocuk yetiştirme tarzını izlemiş, onların nelerde eksik kaldıklarını tespit etmiş, yani bir bakıma onlarla özdeşleşmiş ve kendi çocukları olduğunda onları nasıl yetiştireceğini planlamıştır. Özdeşim yoluyla gelecekte nasıl bir baba olacağının provasını yapmıştır. Zeze aynı zamanda izlediği filmlerde sevdiği karakterlerle de özdeşim kurmakta ve onların en göze çarpan, en güçlü yönlerini almaktadır.

Şeker Portakalı ve Erick Erickson’un Psikososyal Gelişim Kuramı

“Gerçek olan, acımasız bir biçimde nedenini bilmeden dayak yiyen küçücük bir hayvan olarak iç yaramı bir türlü geçirmeyi başaramadığımdı.”

Şeker Portakalı, sayfa 154

Erick Erickson Psikososyal Gelişim Kuramı’nda insan gelişiminde sosyal gelişimi ön planda tutmuş ve 8 kritik dönemle, her bir dönemde atlatılması gereken krizleri tanımlamıştır. Bu krizler kişinin potansiyelinin açığa çıkması için önemli dönüm noktalarıdır. Ele aldığımız erken çocukluk dönemi onun kuramında Girişimciliğe Karşı Suçluluk Duygusu evresi olarak ele alınmaktadır. Bu dönemde çocuk, içinde bulunduğu toplumun beklentilerine göre hareket etmeyi öğrenirken çevresindekiler tarafından ağır utandırma ve cezalandırmalara maruz kalırsa utanç ve suçluluk duygusu geliştirebilir. Özellikle suçluluk ve gurur gibi duygular bu dönemde ortaya çıkmaya ve gelişmeye başlar. Bu duygular ebeveynlerin çocukların davranışlarına verdikleri tepkilerle şekillenir. Nitekim çocuğu disiplin etme adı altında uygulanan dayak, fiziksel istismar, bu utanç duygusunu daha da perçinleyerek çocuğun kişiliğine yerleşmesine neden olur. Zeze’nin maruz kaldığı dayaklar ve diğerlerinden duyduğu negatif tanımlamalar bu suçluluk duygusunu perçinlemiştir. Bir önceki yazımda bu durumu oldukça geniş bir biçimde ele aldığım yazımı inceleyebilirsiniz.

“Anne benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım.”

Şeker Portakalı, sayfa 152

Erickson’un vurguladığı girişimcilik, erken çocukluk döneminde olan bir çocuğun bağımsız olma ve kendi başına bir şeyler yapma arzusunu ifade eder. Çocuk bir şeyler yapmak için kendi becerilerini harekete geçirir. Yeni olan her şeye karşı heveslidir. Girişkenliğin yöneticisi vicdandır. Çocuğun bitmek bilmeyen merak ve keşif arzusu ona ödüller ya da Erickson’un kuramında dönemin krizi olarak belirttiği suçluluk duygusunu getirebilir. Daha önce de belirtildiği gibi bu dönemde çocuklar tıpkı Zeze gibi hareketli ve başına buyrukturlar. Söz dinlemez gibi görünseler de aslında istedikleri şey yapabilecekleri konusunda özgür bırakılmalıdır. Zeze’nin de dediği gibi bir balon kadar özgür olmak, dünyayı görmek ve öğrenmek cezalandırılması gereken bir şey değildir.

Psikososyal Gelişim: Ahlak Gelişimi

“’Katil!’ dedim ona. ‘Beni hemen öldür. Cezaevi öcümü alacaktır.’”

Şeker Portakalı, sayfa 150

“Şimdi hiçbir şey söylemiyorum, ama düşünüyorum. Büyüdüğümde sizi öldüreceğim bayım.”

Şeker Portakalı, sayfa 107

Psikososyal gelişim açısından ele alabileceğimiz bir başka konu ahlak gelişimidir. Piaget, çocukların ahlak anlayışları konusunda da çalışmalar yapmış ve 4-7 yaşları arasındaki çocukların ahlaki gelişimin ilk evresi olan heteronom/bağımlı ahlak sergilediklerini ifade etmiştir. Bu yaşlar arasındaki çocuklar adalet ve kuralların değiştirilemez özellikler olduğunu ve insanlar tarafından kontrol edilemez olduğunu düşünürler. Yapılan bir eylemdeki niyeti değil, yalnızca eylemin sonucunu göz önünde bulundurarak kesin bir yargıya varırlar. Kahramanımız da henüz 5 yaşında bir çocuk olarak bağımlı ahlak sergilemektedir. Ona göre yapılan bir eylemin cezası ölüm ya da cezaevi gibi mutlak bir sonuçla bitmelidir. Adalet ancak bu şekilde sağlanır. Üstelik birini cezalandırmak için onun gözünde yetişkin olmak da gerekmektedir.

Şeker Portakalı ve Psikososyal Gelişim: Benlik

“Ciddi konuş, ben herkesin söylediği kadar kötü ve sersem miyim?”

Şeker Portakalı, sayfa 48

Çocuklar bu dönemde psikososyal gelişimin bir yansıması olarak kendilerinin farkında olmaya başlarlar. Daha küçük yaştaki çocuklar benliklerini(kendilerini) boyları, saç ve göz rengi, kiloları gibi maddi özellikleriyle; iyi zıplamak, hızlı koşmak gibi somut eylemleri ile tanımlarlar. 4-5 yaşlarına geldiklerinde benliklerini tanımlarken psikolojik özelliklerini ve duygularına dair terimleri de tanımlarına eklerler. Nasıl biri olduklarına dair düşünceleri diğerlerinin onlara yaklaşımı ve davranışlarıyla da yakından ilişkilidir. Kahramanımız gibi çevresinden kötü söz ve dayak gören bir çocuk kendine dair olumsuz benlik tanımlamalarına sahip olabilir. Yetişkinlik hayatında da bunu devam ettirerek psikolojik sorunlar geliştirebilir.

Oyun çocukların gelişimi için çok önemlidir
Oyun, çocukluk döneminin en önemli unsurudur.

Psikososyal Gelişim: Oyun

“’Demek Minguinho adında bir şeker portakalı fidanın var?’

‘Harikadır. Benimle konuşur, at olur; onunla ve Buck Jones, Tom Mix, Fred Thompson’la gezeriz.’”

Şeker Portakalı, sayfa 137

“Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.’

‘Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?’

‘Gider gibi yaparız.’”

Sayfa 172

Çocukluk dönemiyle özdeşleştirdiğimiz ve çocuk diyince aklımıza gelen en temel şey oyundur. Oyun çocukların psikososyal gelişimlerinde oldukça önemli bir yer tutar ve tahmin edebileceğimizden çok daha fazla anlam ifade eder. Gerilimler, endişe ve çatışmalar oyunda dışarı atılır; çocuk aşırı enerjisinden kurtulur. “Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz” atasözünde de dendiği gibi çocuk oyuna doymaz. Oyun çocuğun bilişsel gelişimine katkıda bulunur, oynadıkça duyuları keskinleşir, beceri ve yetenekleri gelişir. Oyun onun için bir öğrenme ortamıdır. Burada toplum yaşamına dair kuralları test eder, anne, öğretmen, doktor olur ve rol provaları yapar. Oyunda kullandığı dil anne babanın ona yaklaşımını içerir. Aynı zamanda kendi duygu ve yaşantılarını da oyuna aktarır. Oyun çocuğun dilidir. Sınırsız hayal gücü oyunda da ortaya çıkar. Orada her şey mümkündür, kuralları ve sınırları çocuğun kendisi belirler.

Piaget gelişim kuramında oyuna da yer vermiştir. Oyunda ortaya çıkan semboller ve taklitleri vurgulayarak, bu dönem çocuklarında özellikle bazı oyun türlerinin ön plana çıktığını söylemiştir. Bunlardan ilki sembolik oyundur; oyunda çevre sembole dönüştürülür. Zeze’nin oyununda şeker portakalı fidanının bir at olması buna örnektir. Diğeri ise “mış gibi oyun”dur; Zeze’nin yolda gidiyormuş gibi yapması da bunun bir parçasıdır. Taklit oyununda ise çocuk bir figürü taklit ederek rol provaları yapar; Zeze izlediği filmlerdeki karakterleri taklit etmekte ve onlar gibi konuşmaya çalışmaktadır.

Erken çocukluk dönemindeki bir çocuğun boy uzaması, kilo artışı, hareketliliği gibi fiziksel değişimleri daha kolay gözlenebilirken geçirdiği bilişsel değişimleri doğrudan gözlemlemek daha güçtür. Belki bu nedenle bunlar biraz daha geri planda kalmaktadır. Şeker Portakalı’nı okurken Zeze’nin zihinsel dünyasında neler olup bittiğine de belki bu yüzden çok az dikkat etmiş olabiliriz. Onu sonradan düşündüğünüzde zeki ama haylaz, çelimsiz ama sevimli bir küçük çocuk olarak hatırlıyor olabilirsiniz. Ancak kendisi bu dönemdeki bir çocuğun geçirdiği değişimleri birçok yönden inceleyebileceğimiz bir profil sunar. Bu nedenle bir kitabı okurken aslında birçok kitabı da beraberinde okuruz biz. Okumak bu nedenle bir boş zaman aktivitesi değil, bilinçli bir çabadır. Bilinçli okumalar dilerim.

Meraklısına kitap önerisi: Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı

“Büyükler birtakım masallar anlatıyorlar ve çocukların her anlattıklarına inandıklarını düşünüyorlar.”

Şeker Portakalı, sayfa 110

Kaynaklar

  • Özdemir, O., Özdemir, P. G., Kadak, M. T ve Nasıroğlu, S. (2012). Kişilik gelişimi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 566-589.
  • Santrock, J.W. (2015). Erken çocukluk. Galip Yüksel (ÇEv. Ed.). Yaşam Boyu Gelişim içinde (s. 206-274). Ankara: Nobel.
  • Vasconcelos, J. M. D. (2005). Şeker portakalı (74. basım). (A. Emeç, çev.). İstanbul: Can Yayınları.
  • Yörükoğlu, A. (2018). Çocuk Ruh Sağlığı (38.Baskı). İstanbul: Özgür Yayınları

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir