Huzursuzluk ve Psikoloji: Travma ve Travma Sonrası Tepkiler

huzursuzluk zülfü livaneli doan kitap edebiyat

Huzursuzluk, Livaneli’nin oldukça çarpıcı ve huzursuz edici romanlarından biri. Roman, IŞİD tarafından esir alınmış ve onlar tarafından zulme uğramış Ezidi iki kadının hikayesini ele alıyor. Anlattığı hikaye tek bir cümleyle özetlenemeyecek bu kitap, psikoloji açısından travma ve travma sonrası tepkiler bakımından incelendiğinde de oldukça kıymetli bir kaynak olarak karşımıza çıkıyor. Huzursuzluk hissi kitap boyunca bize eşlik eden temel duygulardan biri. Nasıl ki huzuru dinginlik, gönül rahatlığı ve rahatlık hali olarak tanımlıyorsak Huzursuzluk romanı da bu hislerin yerle bir edilişini cesurca gözler önüne seriyor. Kitap boyunca okuduklarımız ve bu yazıda okuyacaklarımız için kitaba ismini veren şu kısımla Huzursuzluk ve psikolojinin bilimsel dünyasını buluşturmaya başlayalım:

“Huzursuzdum, İstanbul’daki huzursuzluğumdan farklı bir şeydi bu ancak yine de huzursuzluktu. Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.”

Huzursuzluk, sayfa 99

Travma Nedir?

Travma, ani ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, acı verici niteliğe sahip(fiziksel veya ruhsal acı), bireyin psikolojisini, sosyal kimlik, güvenlik ve iyilik halini tehdit eden, çaresizlik ve güçsüzlük hissi ortaya çıkaran, yaşamının normal olarak kabul edilen deneyimlerinin çok dışındaki durumlara maruz kalmayı ifade eder. Travmatik olay ya da yaşantı ise travmayı oluşturacak bazı sıradışı olayları ifade eder; savaş, işkence, tecavüz, cinsel istismar, doğal afet, kazalar, göç, bir yakının kaybı, hastalıklar bunlardan bazılarıdır (1)(2). Birey bu durumlara doğrudan maruz kalarak ya da bir başkasının yaşadığına şahit olarak travmatize olabilir(1). Günlük dilde “çok travmatik, travmatize oldum, travma yaşadım” şeklinde ifade edilen birçok durum elbette ki gerçek anlamıyla bir travma durumu değildir. Travmatik olay bireyin psikolojisi üzerinde epey sarsıcı ve yaralayıcı etkiler bırakabilmekte, bu etkiler kimi zaman bir psikolojik bozukluk tanısı alacak düzeye ulaşabilmektedir.

Travmatik Yaşantılar

Travmatik yaşantılar iki ana grupta ele alınmaktadır. Bunlardan ilki insanlar tarafından yaratılan savaş, işkence, tecavüz gibi travmatik yaşantılardır. İkincisi ise doğal olayların oluşturduğu deprem, sel gibi yaşantılardır. İnsanlar tarafından oluşturulan travmatik yaşantılar da kendi içinde ikiye ayrılır; istemli/kasıtlı olarak gerçekleştirilenler (terör, savaş, tecavüz, işkence vb.) ve istemsiz/kasıtsız olarak gerçekleştirilenler (trafik kazaları, iş kazaları vb.)(3). Etkisi en fazla olan ve bireyi en fazla sarsan travmalar insanlar tarafından istemli/kasıtlı olarak gerçekleştirilen travmatik olaylardır (2). Her birimiz insan olmanın erdemi, insanlık, insanca yaşamak gibi birçok kalıplaşmış düşünceye sahibizdir. İnsanlar tarafından gerçekleştirilen bu tür eylemler tüm inanç ve düşünce sistemimizi sarstığı için etkileri yıkıcı olur. Huzursuzluk kitabı incelemesinde de insanlar tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirilen eylemler sonucu oluşan travma işlenirken, bu etkinin büyüklüğü akılda tutulmalıdır.

Huzursuzluk Livaneli'nin Ezidiler ve yaşadıkları travmalar üzerine yazmış olduğu bir romandır
Huzursuzluk, yerinden edilen, işkence ve zulüm gören Ezidi dinine mensup iki kadının yaşadıkları travmaları konu edinmektedir. (Fotoğraf
https://dunyalilar.org/ezidiler-melek-tavusun-halki.html/ adresinden alınmıştır)

Travmaya Verilen Tepkiler

Her birey maruz kaldığı travmaya farklı tepkiler verebilmektedir. Verilen tepkiler kişinin yaşına, cinsiyetine, eğitim düzeyine, kişilik yapısına, daha önceki deneyimlerine, sosyal destek ve başa çıkma stratejilerine göre farklılaşabilmektedir (1). Çoğunlukla travmatik olayın şiddetinin fazla olması, bireyin buna uzun süre maruz kalması, geleceğe yönelik umutsuzluk taşımak gibi faktörler travmanın etkisini artırmakta ve daha uzun süreli olarak bu etkileri yaşamaya devam etmeye sebep olmaktadır (3). Travma sonrası verilen tepkiler “normal dışı bir olaya verilen normal tepkilerdir”. Esas sorun bu tepkilerin şiddetini azaltmadan uzunca bir süre devam etmesindedir. Bu durumda kişi günlük hayata adapte olamaz ve TSBB riskiyle karşı karşıyadır (3). Ayrıntılı okuma yapmak isteyenler için TSSB; Travma Sonrası Stres Bozukluğu. Huzursuzluk incelendiğinde, IŞİD tarafından kadınlara uygulanan esir etme, işkence, tecavüz gibi eylemler şiddeti yüksek ve uzun süreli olarak uygulanan eylemlerdir. Dolayısıyla burada kadınların maruz kaldıkları eylemlerin sonuçlarının uzun bir süre etkisi azalmadan devam ettiği söylenebilir.

Travmadan sonra en sık görülen tepkiler, yeniden yaşama, kaçınma ve donuklaşma tepkileri ile artmış uyarılmışlık durumudur. Huzursuzluk kitabının incelemesini yaparken asıl konumuz donuklaşma tepkileri olmakla beraber diğer tepkilerin de kısaca incelenmesi konu bütünlüğü açısından yerinde olacaktır.

Yeniden yaşama tepkileri: Travmatik bir olaya maruz kalmış kişiler, olay geçip bittikten sonra sürekli olayla ilgili bölük pörçük kısımlar hatırlar. Bunun başlıca nedeni travmatik olaya ait bilgilerin bir bütün halinde işlenip belleğe atılamamasıdır (9). Sağlıklı bir psikolojik işleyişte bir deneyime ait duyular, duygular, düşünceler ve eylemler birleştirilerek hafızaya atılır ve tekrar hatırlandığında da bu parçalar bir bütün halinde anımsanır. Yeni deneyimler önceki deneyimlerle ve şemalarla uyumlu olduğundan ya da kolayca uyumları sağlanabildiğinden öyküsel hafıza bunları otomatik olarak kaydeder. Ancak alışılmadık, korku veren deneyimler daha önceki deneyimlerle uyuşmadığından bütünleşmeye karşı koyarlar. Bu korkutucu deneyime ait bilgiler parçalar halinde hafızaya kaydedilir, bütünlükten yoksundur. Bellek sistemi bunları doğru bir şekilde işlemediği için kasıtsız olarak hatırlanıp dururlar (8). Tekrarlı hatırlamanın dışında tekrarlayan rüya ve kâbuslar da yeniden yaşama tepkileridir. Yeniden yaşama sırasında olay sanki şimdide gerçekleşiyormuş gibi birey üzerinde etki oluşturur (9).

Bilişsel Tepkiler: Travma bireyin sahip olduğu dört temel inancı sarsar: “Dünya iyi bir yer”, “Ben değerliyim”, “Dünya anlamlı ve güvenilir”, “İnsanlar güvenilir” (1).

Artmış Uyarılmışlık: Birey olay sonrasında ya da onu takip eden günler sonrasında uykuya dalmakta güçlükler yaşayabilir. Bunun yanında odaklanma problemleri, ani irkilmeler, kalp atışının artması, huzursuzluk, çabuk öfkelenme de ortaya çıkabilir (9). Birey hayatta kalmak ve acil bir durum karşısında hemen tepki verebilmek için sürekli tetikte bekler.

Kaçınma Tepkileri: Olayı düşünmemek, olayı hatırlatacak kişi, nesne veya durumlardan kaçınmak, olay hakkında konuşmamak gibi tepkileri içerir (9). Birey yaşadığı yoğun duygularla yüzleşmek istemez.

Duygusal Tepkiler ve Donuklaşma Tepkileri: Travmatik bir olay sonrası birey çaresizlik, yetersizlik, güçsüzlük, acizlik ve öfke duygularını yoğun bir şekilde yaşayabilir (2). Dehşete kapılmıştır ve huzursuzluk durumu hâkimdir. Bunun yanında birey duygusal olarak hiçbir şey hissetmiyormuş gibi de görünebilir. Çevresinde olan bitene ilgisiz, kayıtsız gibidir. Huzursuzluk romanında travmaya verilen tepkilerden en çok öne çıkanı da bu duygusal küntlük(duygu yokluğu) durumudur.

Travmaya Verilen Duygulardan Sıyrılmış Duygusal Tepki

Yaşanılan travma çok şiddetli, uzun süreli ve insan eliyle gerçekleştirilmiş kasti bir olay olduğunda birey ilk olarak şok yaşar. Dehşete kapılmıştır ve yabancılaşma hisseder. Kendini suçlayabilir ve olan bitene anlam veremez. Depresif ve umutsuzdur. Zamanla bu hisler donuklaşır, kişi derin bir dissosiyasyona gömülür (8). Dissosiyasyon çözülme, bölünme, ayrışma anlamlarına gelir. Bilinçli farkındalık ya da deneyim buraya ulaşamaz. Travmanın oluşturduğu yoğun duygular kişi için oldukça acı vericidir. Bu nedenle kişi duygularını bu olaydan dissosiye eder(ayrıştırır) ve bunlarla yüzleşmekten kaçınmış olur (5). Sanki olayları yaşayan, o sırada oldukça korkmuş, üzülmüş, şaşkına dönmüş olan kendi değilmiş gibidir.

Beklenmedik yaşam olayları karşısında verdiğimiz tepkiler Kaç-Savaş-Donakal tepkileri olarak ifade edilmiştir (3). Buna göre korkutucu veya ani olaylarda durumdan kaçabilir, onu ortadan kaldırmaya çalışabilir veya hiçbir şey yapmadan durabiliriz. Örneğin üzerimize doğru koşan bir köpek karşısında yönümüzü bile belirlemeden koşmaya başlayabilir, bir apartmanın içine girebilir ya da hiçbir şey yapmadan olduğumuz yerde kalabiliriz. Dissosiyasyon bir donakalma tepkisidir. Travmatik olayın oluşturduğu büyük etkiden korunmak için farkındalık seviyesini en aza indirmek için geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır (3).

Huzursuzluk ve Dissosiyasyon

“Haydar Amca karşı koyunca bıçaklarını çıkarıp kafasını kestiler, yere yuvarladılar; kafa toza toprağa bulandı. Ben elimle Meleknaz’ın gözlerini kapattım, elimi öyle bir sıkıyordu ki kıracak sandım.”

Huzursuzluk, sayfa 92

“Kayaların dibinde gölge arıyor oraya sığınıyorduk, bir kayanın ardında küçük bir çocuk gördük, susuzluktan ölmüştü. Ailesi yola devam etmişti herhalde, yavru öyle uzanmış, dudakları çatlamış, ağzı havada yatıyordu. Onun yanına uzandık biz de çünkü orası gölgeydi.”

Huzursuzluk, sayfa 104

Huzursuzluk, IŞİD zulmüne maruz kalmış iki kadının Zilan ve Meleknaz’ın yaşadıklarını Zilan’ın hikayeyi anlatışı ile ulaştırıyor bizlere. Zilan, köylerinin basılıp erkeklerin götürülmesi ve gözlerinin önünde köy ahalisinden birinin kafasını kesilmesi gibi bir travmatik olayla ilgili o sırada, muhtemelen korkudan, Meleknaz’ın elini nasıl sıktığını hatırlıyor. İkisi beraber kaçıp dağlarda yol alırlarken gördükleri insan cesetleri karşısında cesedin çatlamış dudaklarını hatırlıyor. Bu iki anlatım karşısında, farklı farklı ve ağır travmatik deneyimler yaşamış olan Zilan’ın kendini o sırada yaşananlardan dissosiye ettiğini(ayrıştırdığını), sanki orada değilmiş, bunları yaşayan kendi değilmiş gibi ifadeler kullandığını, gördükleri karşısında kendi düşünce ya da duygularını ifade etmediğini görmekteyiz. Yaşadığı ağır duygusal yükü sırtından sıyırıp atmış, böylece yaşananları bir başkasının hikâyesiymişçesine anlatmıştır. Dissosiyasyon, yani kendini olayların içinden çekip çıkarması onun ruh sağlığını korumak amaçlı bilinçdışı bir mekanizma olarak işlemiştir.

Huzursuzluk ve Duygu Yokluğu

“Zilan hava raporu okurmuş gibi duygusuz, yüzünde hiçbir mimik olmadan, sesindeki tonlama hiç değişmeden anlatıyor, onun bu tavrı dehşete düşürüyor beni.”

Huzursuzluk, sayfa 94

“…hamile kadının Meleknaz olduğunu görmüş, gidip boynuna sarılmış, ikisi de ağlamaya başlamış… Zilan işin duygusal boyutunu anlatmamıştı, ağlamak falan dememişti, sadece, hamile kadın Meleknaz’dı, yüzü eskimiş gibiydi demişti aynı duygusuz tonla. Belki de kafam ‘acının ötesine geçmek’ kavramını almıyordu, anlayamıyordu, onun için böyle sahneler yaratıp duruyordu. Birbirinden koparılmış iki genç kızın, başlarından geçen onca olaydan sonra karşılaşmaları buz gibi soğuk bakışlar altında sessizce gerçekleşirse, insan oluşumuzun bize yüklediği bütün kavramlar tersine dönmüş olurdu ama belki de gerçek buydu, ne bileyim.”

Huzursuzluk, sayfa 100-101

“Hiçbir şey konuşmadınız mı dedim Zilan’a, hayır dedi. Tek kelime bile etmediniz mi dedim, hayır dedi, şaşırmadınız mı dedim, hayır dedi, peki, korkmadınız mı diye sordum, ben korktum, ötekileri bilmem ama kendimden çok Nergis ve doğurdu doğuracak Meleknaz için korktum dedi.”

Huzursuzluk, sayfa 103

Tıpkı dissosiyasyonda olduğu gibi duygusal küntlük(duygu yokluğu) de ağır travmatik yaşantılarla başa çıkmak için geliştirilen, bireyin ruh sağlığını olabildiğince korumaya yarayan bir bilinçdışı mekanizmadır. Kişi bilerek ve isteyerek hiçbir şey hissetmiyor değildir, duygularını gizliyor ya da hissetmemek için çabalıyor değildir. Yaşanılan şeyler birey için o kadar ağır ve dayanması güçtür ki, zihin bireyi korumak için duyguların fişini çeker. Sadece olaya ilişkin duygular değil, şimdiye ait olaylarla ilgili duygular da donmuştur. Tek bir şeyi hissetmek her şeyi hissetmek demektir. Zilan ve Meleknaz için de durum tam olarak budur. Hiçbir duygu ifadesi, ses tonunda değişim görülmemektedir. Livaneli’nin doğru tespitlerinden biri olarak beklediğimiz insanca ifadeler, ağlama, korkma, şaşırma, olayla ilgili konuşma acıyı paylaşma yoktur. Acı yaşanmış ve kişi acıyı orada dondurmuştur, acının ötesine geçmiştir.

“…nefret desem değil, meydan okuma desem değil kırgınlık da değil, belki doğru kelime ilgisiz olmalı; ilgisiz bakışlar….ilgisiz diye düşünüyorum, evet ilgisiz, ilgilenmiyor. Bu dünyada değil sanki, yaşayan bir kişinin bakışları bu kadar uzak bakamaz olan bitene.”

Huzursuzluk, sayfa 139-140

Livaneli, hikayeyi birinci ağızdan anlatan anlatıcı aracılığıyla bizlere yaşanan bu duygusal donukluk durumunu “ilgisizlik” olarak güzel bir şekilde özetlemiş. Acının ötesine geçen insanlar için belki de dünyanın bu tarafı çoktan tüm ilginçliğini kaybetmiştir.

“Belki de kendini kaptırıp bu olayları tekrar yaşamak istemediği için oluyordur bu, zihninin kuytu bir köşesine gömdüğü anılarla dolu o kirli sandığın kapağını aralamak istemiyordur. Bu olayları başka birinin başından geçmiş gibi duygusuz bir tavırla hikâye etmesi bundandır.”

Huzursuzluk, sayfa 97
Duygu yokluğu ilgisiz huzursuz ve donuk bakışlar ile kendini gösteriri
Duygusal küntlük, duygu belirtmeyen, ilgisiz, donuk bir yüz ifadesi ve ses tonunu belirtir. (Fotoğraf , Lee Jeffries)

Huzursuzluk, Livaneli’nin gözlem gücü ve olayları geniş bir perspektiften değerlendirme yeteneğini burada bir kez daha kanıtlıyor. Buraya kadar bahsedilen tüm ilgisizlik, hissetmez gibi görünme, donukluk durumu ve bunlara dair söylediğimiz her şey burada özetlenmiş. Tekrar hatırlatacak olursak; travmaya maruz kalmış kişiler için yaşanılanların duygusal yükü oldukça ağırdır. Sadece olaya ilişkin duygular değil, şimdiye dair duygulardan da sıyrılmış gibidirler. Ufacık bir duyguyu hissetmek, her şeyi hissetmek anlamına gelir (9). Hisler ve duygular kendinden dissosiye edildikten sonra travmaya verilen bilişsel tepkiler, yeniden yaşama tepkileri, aşırı uyarılmışlık gibi diğer tepkiler de etkisiz hale gelecektir.

Huzursuzluk ve Birkaç Duygu Kırıntısı

“Kardeşine, anana babana bile güvenmezsin, insan kılığındaki her yaratığın içindeki canavarı görürsün hep, başka bir şey görmezsin.”

Huzursuzluk, sayfa 95

“Merhamet istemiyordu, insanlıkla ilgili kararını vermişti; içine oturan zifiri karanlığı delecek en ufak bir ışık sızmasına bile izin vermeyecek kadar kapatmıştı kendisini.”

Huzursuzluk, sayfa 145

Travmanın yinelenmesi ve uzun sürmesi kişinin çaresizlik hissini güçlendirir, umut kavramına zarar verir ve olanlara anlam verme biçimini zedeler. Güven duygusu çok ciddi biçimde sarsılmıştır (2). Böylelikle kişi insanlara olan güvenini, bir şeylerin düzeleceği yolundaki umudunu kaybederek bir şeyler beklemekten kurtarmıştır kendini. Zilan ve Meleknaz da aynı acıyı yaşamış olmalarına rağmen birbirleriyle bunları konuşmamış, birbirlerine sarılıp avutmamışlar, yalnızca ortak acının getirdiği birliktelikle yollarına devam etmişlerdir. Ancak insanlık ve insan olmanın kötülüğü hakkında aynı değerlere sahiptirler; insanlara merhamet ve güven duyulmaz.

“Bebeği uzattım Meleknaz’a, kucağına vermek istedim, bebeğe hiç bakmadı, başını öte yana çevirdi, eliyle de götür buradan der gibi bir işaret yaptı. Nergis zaten bambaşka bir dünyadaydı, bebekle hiç ilgilenmedi, gözünü ölülere dikmiş, ay ışığı altında kaskatı kesilmiş yüzlerine bakıyor, öne arkaya sallanıp duruyordu hiç ses çıkarmadan.”

Huzursuzluk, sayfa 105

Cinsel şiddet dünya genelinde neredeyse tüm savaş bölgelerinde bir savaş silahı olarak kullanılmaktadır. Tecavüz, tecavüz girişimi, cinsel ilişkiye zorlama gibi eylemler cinsel şiddet kapsamına girmektedir. Çatışma veya savaş bölgelerinde kadınların %30’undan fazlasının bu tür eylemlere maruz kaldığı bildirilmiştir. Aynı zamanda bu bölgelerde kadınlar birden fazla şiddet türüne maruz kalmaktadır (4). Kaçırılan, esir edilen, tecavüz ve fiziksel istismara maruz kalan birçok kadın ciddi bir travmayla karşı karşıya kalmaktadır. Hikayenin asıl kadınları Zilan ve Meleknaz da bu kadınlardan ikisidir. Köylerinden kaçırılmış, aileleri öldürülmüş, tecavüze maruz kalmış, şiddetin her türlüsünü yaşamışlardır. Meleknaz bu cinsel saldırılar sonucu hamile kalmış, doğan çocuğunu kabullenmek istememiştir.

“…adam yanıma 9 yaşlarında bir kızla geldi. Çarşaf açılınca Nergis’i tanıdım. Daha doğrusu hem tanıdım hem tanımadım. Değişmişti, benim Nergisim gitmiş yerine düşman bakışlı, yabani, daha büyük ifadeli biri gelmişti. Nergisim dedim, Nergisim… Sarıldım ona ama o bana sarılmadı, kolları iki yanına sarkmış öylece bekledi. Ne oldu sana yavrum dedim, cevap vermedi. Gözlerinde karanlık bir nefret okunuyordu, bana bile öyle bakıyordu. İnsan umudunun bir kısmını kaybederse üzgün görünür ama tamamen umutsuz kalınca, böyle olur.”

Huzursuzluk, sayfa 95

Cinsel istismarın, özellikle de bu tür çatışma ve savaş ortamlarında, çocukların üzerinde çok daha yıkıcı sonuçları olduğu elbette ki şaşırtıcı değildir. Buraya kadar travma hakkında söylediğimiz her şey çocuklar üzerinde çok daha fazla etki yapmaktadır. Çocuklar yapıları gereği her şeyi kendileri etrafında değerlendirirler. Bu nedenle bu tür yıkıcı olaylar onlarda yoğun bir utanç, suçluluk ve kafa karışıklığına yol açar. Araştırmalar cinsel istismarın çocuklarda ihanete uğramışlık hissi, güçsüzlük, utanç, rahatsız edici düşünceler, olayla ilgili yineleyen kabuslar, uyku düzensizlikleri, herkesten ve her şeyden uzaklaşma, güvensizlik, donukluk gibi birçok sonuç doğurduğunu göstermiştir (7). Nitekim Zilan’ın 8-9 yaşlarındaki kız kardeşi Nergis de maruz kaldığı tüm bu kötülükler karşısında susmuş, tepkisiz ve hissiz donakalmıştır. Ablasıyla tekrar buluştuğunda ona da farklı davranmamış, dünyaya tepki vermeyi kesmiştir. IŞİD’in elinden kurtulduktan sonra Nergis intihar ederek yaşamına son vermiş ve son sözleri “Ben bir insandım abla” olmuştur. Bu tek bir cümlenin verdiği huzursuzluğu sanırım hiçbir şey veremez. Bu yazının odak noktası bu cümledir ve bu cümle üzerine birçok şey daha söylenebilir, söylenmelidir de.

Huzursuzluk ve Kolektif Travma

“Kesin bir biçimde bağlı oldukları şeyhin talimatı olmasa Zilan’ın ağzını açmayacağını, hiçbir şey söylemeyeceğini, diğer kadınlar gibi susarak yüzüme bakacağını biliyorum.”

Huzursuzluk, sayfa 98

Huzursuzluk burada travmayla ilgili bir başka konuyu daha ele alma fırsatı sunuyor bizlere. Travma sonrası günlük hayata devam edebilmek için yaşananları dissosiye etmek yalnızca bireysel olarak verilen bir tepki değil, aynı zamanda kolektif bir tepki de olabilir. Kolektif travma, bir topluluktaki(kitapta Meleknaz ve Zilan’ın da dahil olduğu zulme uğrayan Ezidi topluluğu) birçok üyenin deneyimlediği travmatik bir olayın, sadece bireysel olarak değil kolektif olarak, tüm üyelerce yaşanılan psikolojik sonuçlarını ifade eder. Bu topluluktaki bireyler yoğun stres altındadır. Stres ve tehdit algısı, ait hissettikleri grup ya da insanlara daha da yakınlaşmalarına neden olur. Böylece bir grup bilinci oluşur. Grup genellikle güvenilen bir lider tarafından idare edilir (10). Kitap boyunca işlenen hikaye, birinci şahıs olarak konuşan bir gazetecinin Mardin’deki kamplarda dinlediklerinden oluşuyor. Burada Zilanla konuşması ancak grubun manevi liderinin izin vermesi ile mümkün oluyor.

Huzursuzluk, psikoloji penceresinden incelenebilecek değerli ipuçları barındıran gerçeği resmetmede oldukça etkili bir roman. Yaşanan bireysel travmalar, kolektif travma, dissosiyasyon, yabancılaşma tüm açıklığıyla gözlerimizin önüne seriliyor. Kitabı hala okumamış olanları büyük bir huzursuzluk bekliyor, okumuş olanlar içinse o huzursuzluk her an ortaya çıkacakmışçasına orada duruyor. Her ne kadar yaşanan bu insanlık zulmüne tekrarlı ve sürekli olarak şahit olsak da bir kitabın çıkıp bize bunları tekrar anlatması çok daha sarsıcı oluyor sanırım. Çünkü biz bir kitabı okurken birçok kitabı daha okuruz, bir hikayeyi dinlerken birçok hikaye dinlediğimiz gibi.

Önerilen Okuma: Edward W. Said, Yersiz Yurtsuz

Kitap boyunca bahsedilen Ezidiler hakkında bilgi edinmek için burada bir belgesel mevcut.

Önceki yazılar da ilginizi çekebilir: Şeker Portakalı ve Fiziksel İstismar, Şeker Portakalı ve Çocukluk

*Yazının kapak görselindeki illüstrasyon Ana Novaes’e aittir.

“Ben bir insandım.”

Kaynaklar

  1. Bayraktar, S. (2018). Ruhsal travma, dissosiyasyon ve posttravmatik stres bozukluğu. Erdinç Öztürk (Ed.), Ruhsal Travma ve Dissosiyasyon içinde (s. 1-7). Ankara:Türkiye Klinikleri.
  2. Duman, Ö. Y. Ve Göka, E. (2001). Travmatik yaşantıların bireysel ve toplumsal yansımaları. Toplum ve Bilim, 90, 70-89.
  3. Dürü, Ç. (2006). Travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyümenin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi ve bir model önerisi (Yayımlanmamış doktora tezi). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
  4. Kılıç, M., Arslanyılmaz, M. Ve Özvarış, Ş. B. (2015). Savaş ve çatışma ortamında kadın sağlığı. Türk Tabipleri Birliği Yayını, 24(6), 237-244.
  5. Kring, A. M., Johnson, S. L., Davison, G. Ve Neale, J. (2015). Muzaffer Şahin (Çev. Ed.). Anormal Psikolojisi. Ankara:Nobel.
  6. Livaneli, Ö. Z. (2018). Huzursuzluk. İstanbul: Doğan Kitap.
  7. Ovayolu, N., Uçan, Ö. Ve Serindağ, S. (2007). Çocuklarda cinsel istismar ve etkileri. Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 2(4), 13-22.
  8. Pınar, Ç., Yalçın, S. Ve Öztürk, E. (2018). Travma sonrası zamanın donması ve travmanın nesiller arası aktarımı. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Travma Özel Sayısı, 3(3), 21-28.
  9. Psikonet Yayınları (2007). Travma sonrası ortaya çıkan psikolojik tepkileri anlamak, travmaya uğrayanlar ve aileleri için bir rehber (kitapçık). Herbert, C: Yazar.
  10. Türel, F. İ., Öztürk, E. Ve Çalıcı, C. (2018). Bireyden topluma travma ve şiddet:bireysel ve toplumsal şiddet olaylarına psikotarihsel bir yaklaşım. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Travma Özel Sayısı, 3(3), 3-10.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir