Kopyalanmış Adam ve Psikoloji: İnsanın Biricik ve Eşsiz Olma İsteği(mi?)

Kopyalanmış Adam Jose Saramago’nun en etkileyici romanlarından biri. Asıl ismi “O Homem Duplicado” olan ve İngilizce’ye “The Double” olarak çevrilen roman, “Enemy(Düşman)” adlı filme de konu olmuştur. Roman sıradan bir tarih öğretmeni olan Tertuliano Maximo Afonso’nun izlediği bir filmde kendisinin tıpatıp aynısı olan bir aktörü görmesiyle başlayan kendini sorgulama sürecini konu edinir. Sorgulamanın temel meselesi şudur: “Eğer ben bensem nasıl olur da bir başkası da ben olabilir?” Kitabın bu denli etkileyici olmasının sebebi hem psikoloji hem de felsefe açısından varoluşsal olarak insanın biricik ve eşsiz olma yönündeki isteğini irdelemesidir.

İkizi olan biriyle karşılaştığımızda aklımızda beliriveren “Acaba ikizinin olması nasıl bir his?” sorusu, biraz daha derinleşerek “Acaba benim ikizim olsaydı nasıl olurdu?” sorusuna çok çabuk evrilir. Ancak çok azımız bu ihtimalin detayları üzerinde düşünmüşüzdür, netice de bu bir ihtimalken gerçekleşmemiş ve bizi sonsuza kadar bir “benzerimiz” olma gerçeğinden kurtarmıştır. “İkizlik” biyolojik bir sürecin sonucudur. Yapılan araştırmalarla hem genetik olarak hem de bireysel yönelimler olarak ikizlerin, özellikle de tek yumurta ikizlerinden söz etmekte fayda var, “tıpatıp aynı” olmadıkları gösterilmiştir.

Buraya kadar ikizlerden söz etmemin başlıca sebebi, birbirinin neredeyse “aynı” olan iki kişi düşündüğümüzde aklımıza gelen ilk ihtimalin tek yumurta ikizliği olması. Saramago Kopyalanmış Adam’da bizleri şaşırtarak birbiriyle genetik anlamda muhtemelen hiçbir bağı bulunmayan ve tek yumurta ikizlerinde bile kolay kolay rastlanmayacak denli “benzerlik” bulunan iki adamın hikayesini anlatıyor. Akla gelen ikinci ihtimal de dışlanıyor, bu iki kişiden birisi diğerinin bilimsel deneylerle klonlanmış hali de değil. Peki ne öyleyse? Muhtemelen bildiğimiz her şeyi yine bildiğimiz yollardan açıklamamızın önüne çıkacak bir derin sorgulama yolu açıyor yazar: “Gerçekten bir ikizinin olmasını ister miydin? İkizinden daha fazla sana benzeyen, senin aynı olan birinin olmasını ister miydin?” Ve daha can alıcı bir soru daha soruyor bizlere: “Onunla ne yapardın?”

“İnsanın ancak kendisinden nefret ediyorsa başkasından da nefret edebileceği söylenir, fakat herhâlde nefretlerin en fenası başkasıyla eşit olmayı kaldıramayanın duyduğu nefrettir, ve bu eşitlik mutlak bir benzerlik halinde ortaya çıktığında durum daha da kötüleşebilir.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 285

Aslında insan olarak diğerleriyle birçok ortak noktaya sahibiz: bir burun, bir çift göz, bir çift kulak, dudaklar… Her birimizde aynı genler mevcuttur, genlerimizin yalnızca binde biri diğer bireylerden farklıdır. Ancak bu kadar bir farklılık bizi “bambaşka” hale getirir. Beyin ağı sistemimizin farklığıyla akıl ve kişilik özelliklerimiz farklılaşır. İçinde yetiştiğimiz kültür, aile ortamı, sosyal çevre gibi dış etkenlerle duygu, düşünce ve davranış sistemlerimiz “bize has” olarak şekillenir (2). Bunca farklılık imkânı varken elbette ki “eşsiz” ve bu dünyada “bir benzeri daha bulunmayan” biri olma isteğinde oluruz. Varoluşçu yaklaşımlar kişiyi “tek”, “benzersiz” ve “biricik” olarak görürler. İnsancıl yaklaşımlar da kişinin bireyselliğini vurgular ve her seçimiyle “kendine özgü” bir yol oluşturduğunu vurgularlar. Kopyalanmış Adam psikoloji biliminin bu yönüne meydan okuyarak “Gerçekten de insan eşsiz ve benzersiz midir?” sorusuyla zihinlerimizi sarsmayı başarıyor.

“Benim yaşadığım şey sizin de başınıza gelecek, aynaya her baktığınızda gördüğünüz şeyin kendi sanal görüntünüz mü yoksa benim gerçek görüntüm mü olduğuna emin olamayacaksınız.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 169

Romanın başkarakteri olan tarih öğretmeni Tertuliano Maximo Afonso, bir filmde kendisine “birebir” benzeyen bir aktörü görmesiyle derinden sarsılıyor ve birçoğumuza tuhaf gelse de aslında insan olmanın temel dinamikleriyle hareket ederek bu oyuncuya ulaşmak adına inanılmaz bir çaba sarf ediyor. Bunları yaparken kendi kimliğini neredeyse bir ajan kimliğiymişcesine saklı tutmaya özen göstererek titiz hesaplarla bu kişinin adres ve telefon bilgisine ulaşıyor. Yukarıdaki alıntı ikili arasında geçen ilk telefon konuşmasına ait. Eğer “eşsiz” olduğumuza dair algımız sarsılmışsa, bize “tamamen” benzeyen bir kişinin bir yerlerde nefes aldığını ve hayata devam ettiğini biliyorsak muhtemelen ilk yaşayacağımız şey belirsizlik olurdu. Karşıdaki kişinin kim olduğu bizim kim olduğumuzla yakından ilişkili olurdu. Dolayısıyla onun ne yapıp ettiğini, kimlerle konuştuğunu, onunla konuşan kişilerin onun hakkında ne düşündüğünü bilmek isterdik. Çünkü bunları bilmek kendimizi bilmemiz anlamına gelirdi. Halihazırda diğerlerinin bizi nasıl gördüğüne dair bitmek bilmeyen merakımıza bir de bizim aynımız olan kişiyi diğerlerinin nasıl gördüğüne dair merakımız eklenirdi. Yolun sonu yine belirsizliğe çıkardı. Kısırdöngü, kabullenilemez çıkış…

“Tepeden tırnağa çıplaktı ve tepeden tırnağa tarih öğretmeni Tertuliano Maximo Afonso’nun aynısıydı. Tertuliano Maximo Afonso da bunun altında kalacak değildi ya, kanepeden kalktı ve soyunmaya başladı, utangaçlığından ve soyunmaya alışık olmamasından dolayı hareketleri daha ürkekti, fakat tamamen soyunduktan sonra, çekingenliğinden sırtını hafifçe kamburlaştırmış olsa da, sinema oyuncusu Daniel Santa Clara’ya dönüşmüştü.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 205

Birbirlerinin varlığından haberdar olduktan sonra görüşmeye karar veren ikili, bir yerde yine büyük bir gizlilikle buluştuklarında benzerliklerin hayretiyle önce vücutlarındaki benlerin konumundan başlayıp dizlerinde bir kaza sonucu meydana gelmiş yaralara dek inceleme yapıp, en sonunda tüm vücutlarını kıyaslıyorlar. Aynada dahi kusurlarımızı görmeye katlanamıyorken tüm eksikliklerimizi, sakladığımız zayıflıklarımızı, mahremiyetimizi bir başkasının üzerinde bizdeki haliyle görmek yüzleşmelerin en büyüklerindendir. Romanın tamamı insanın kendisiyle yüzleşmesine vurgu yapıyor. Bu nedenle okur için sürekli bir sıkıntı hali devam ediyor. Bir başkasının kendi gerçeğiyle yüzleşmesine tanık olmak sıradaki yüzleşmenin bize ait olduğu sıkıntısını doğuruyor bir bakıma. Varolmanın belirgin sıkıntısı…

“’Birbirimizin aynıysak acaba ölümümüz de aynı anda mı olacak?’

‘Her gün aynı anda ne birbirinin aynı olan, ne de aynı şehirde yaşayan bir sürü ölüyor.’

‘Onlar tesadüften ibaret, basit ve yavan bir tesadüften.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 169

Romanın bizi birbirine benzeyen iki talihsiz adam yoluyla, talihsiz diye nitelendiriyorum çünkü varoluşuyla böylesine doğrudan yüzleşen kişiler ancak talihsiz olabilir, varoluşsal sorgulama yaptırmasının göstergelerinden biri de bu: Eğer her şeyiyle aynıysa bu iki kişi, nihai son olan ölümü karşılamada da aynı mı olacaklar? Varoluşçu yaklaşım ölümün tek mutlak gerçek olduğunu, herkesin kendi ölümünü öldüğünü savunur (5). Bizleri benzersiz kılan bir yönümüz de ölüm. Ancak ölümümüz bir başkasının ölümüyle bağlantılı olacaksa kişiliğimizi, hayatımızı, düşüncelerimizi ve insanlığımızı da bir başkasına bağlı yaşamış olma tehlikesi baş gösterecektir. Bu saniyeden sonra biz ne kadar o kişiysek o kişi de o kadar bizdir. Saramago okumak için bir sebep daha ! Güneşe bakmak, ölümle yüzleşmek …

“Kim kimin kopyasıydı, tabii böylece aynı anda, sadece aynı günde değil, aynı saatte, aynı dakikada ve aynı saniyede doğmuş oldukları, dolayısıyla da ışığı aynı anda görmelerinin yanı sıra hayattaki ilk ağlamalarının da aynı anda gerçekleşmiş olması gerekirdi ve Tertuliano Maximo Afonso bu varsayımı şiddetle reddediyordu… şimdi Tertuliano Maximo Afonso’yu tedirgin eden şeyse ikisi arasında genç olanın kendisi olma ihtimaliydi, böylece asıl kişi öteki olacak, kendininse önemsiz ve değersiz bir tekrardan farkı kalmayacaktı.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 165

“Ben yarım saat önce doğdum, dedi, kesin bir zaman birimi belirtmek gerekirse, başımı dünyaya saat on üçü yirmi dokuz dakika geçe uzatmışım, üzgünüm sevgili dostum, kopya sizsiniz.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 207

Hukuki olarak daha yeni tartışılmaya başlanmış olan ve üzerinde kesin bir görüş birliği olmamakla birlikte önemsenen bir kavram olarak benzersiz olma hakkı yazının bu noktasında kendine yer buluyor. Ömeroğlu (2010) benzersiz olma hakkını bireyin bedeni ve kişiliği açısından, kendisi gibi olma ve başkası gibi olmama hakkı olarak tanımlamıştır. Benzersiz olma hakkının kapsadığı temel dinamikleri “bireyin müdahale edilmemiş genleriyle doğması, yapay olarak genetik özdeşinin oluşturulmaması, estetik veya plastik cerrahi yöntemleriyle yüz şekli, parmak izi gibi ayırt edici beden özelliklerinde başka birey oluşturulmaması, kendisine özgü kişilik oluşturabilmesi ve bu açıdan başkalarıyla benzer olmak durumunda bırakılmaması” gibi haklardan oluşmaktadır. Görüldüğü üzere birey için benzersiz olma oldukça önemli bir meseledir ki kendine hukuksal alanda da yer bulmuştur. İnsan klonlama çalışmalarının etik bulunmamasının sebeplerinden biri de budur (2). Yalnızca fiziksel olarak değil, kişilik ve eylem yönünden de bizimle “birebir” aynı olan birinin varlığı kendimizi bildiğimizden beri “bir tane” olan kendiliğimizi bir başkasının kopyalanmış hali olma durumuna düşürür.

“’Ben silahlı olacağım.’

‘Neden?’

‘Sizi tanımıyorum, başka bir niyetinizin olup olmadığını bilmiyorum.’

‘Sizi kaçıracağımdan veya bu dünyada ikimizde de olan bu suratın tek sahibiolarak kalmak için sizi öldüreceğimden korkuyorsanız bilin ki yanımda hiçbir silah olmayacak, ufak bir çakı bile getirmeyeceğim.’”

Kopyalanmış Adam, sayfa 185

“…daha birkaç dakika önce elinizde bir silah olsa beni öldüreceğinizi söylediniz. Dünyanın ikimize dar olduğunu böyle ifade ettiniz. Bu konuda size tamamen katılıyorum. Dünya ikimize dar, kesinlikle öyle. Buluşmamıza getirdiğim tabanca dolu olsaydı ve ben onu ateşleyecek cesareti bulabilseydim bu mesele çoktan çözülmüştü, ama bizler iyi insanlarız, hapishaneye düşmekten korkarız. İşte bu yüzden, sizi ellerimle öldürmeyi beceremediğime göre, sizi başka bir şekilde öldüreceğim, karınızı becereceğim. İşin fenası o bunu asla bilmeyecek, ben onu becerirken o sizinle seviştiğini sanacak.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 267

Kopyalanmış Adam, kopyalanmış olma olgusuyla bir orijinallik ve bir kopya durumu oluşturur ve bizi ikisinin ortasında bırakır. Karakterlerden biri yalnızca diğerinden 31 dakika önce doğmakla orijinal olurken diğerinin onun kopyalanmış bir hali olması, birinin zafer kazanması diğerinin yenilgiye uğramasına yol açmıştır. Benzersiz olma hakkı elinden alındığı gibi bir başkasının kopyalanmış hali olma gerçeği ömür boyu taşınacak bir yük olarak ikinci kişinin omuzlarına binmiştir. Ancak buna katlanmanın güçlüğü öylesine bunaltıcıdır ki, baş kahramanlarımız karşılıklı olarak birbirlerine gözdağı vererek asıl kişi olmaya çalışır ve bu uğurda diğerine zarar vermek adına çeşitli planlar kurarlar.

“Bilincimizin bize, Kim olduğunu biliyorum, demesi elbette çok rahatlatıcıdır. Fakat etrafımızdaki insanlar birbirlerine huzursuzca, Bu adam da kim, diye sormaya başladıklarında bilincimiz bile bize ve kendi sözlerine şüpheyle yaklaşabilir.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 287

Socrates’in temel felsefesi kişinin kendisini bilmesi üzerindedir. Psikolojide kişi olabilmek üzerinde değerli görüşler sunan Carl Rogers, bireyin tüm düşünce ya da eylemlerinin temelinde “Ben kimim gerçekte? Ben nasıl kendim olabilirim?” sorusunun yattığını öne sürmüştür. Kişi aslında yüzeyde birçok maske taşır, bunları teker teker kaldırdığında alttaki gerçek benliğine ulaşma süreci elbette ki acı verici olacaktır (3). Kopyalanmış Adamlar maskelerini indirirken altta yine birbirlerini buldular. Aslında kendi hayatında sessiz sakin ama sıkıntılı bir yaşantısı olan tarih öğretmeni Tertuliano Maximo Afonso, benzeri Antonio Claro ile düşünce bakımından ve davranışlar bakımından da benzemektedir. İkisi de aynı olmanın intikamını “aynılıkları” üzerinden birbirlerinin eşleriyle birlikte olarak almışlardır. Ancak her şey olup bittiğinde kim olduklarını bildikleri kişi olmaktan uzaklaştıklarını, aynılıklarını yok etmeye çalışırken giderek birbirlerine benzemeye başladıklarını gördüler. Temel sorgu en başına döndü “Ben kimim gerçekten? Kopyası olduğum bu adam mı, bu adamın kopyası mı?”

“Şimdi anneciğim, eskiden benim bedenimde yaşayan Tertuliano Maximo Afonso adlı kişi öldü ve diğer kişi halen hayatta kalmayı istiyorsa Antonio Claro olmaktan başka seçeneği yok.”

Kopyalanmış Adam, sayfa 293

Romanın her aşaması çarpıcı, her satırı ayrı etkileyici ancak özellikle son kısmı inanılmaz düşündürücü. İçeriği hakkında mümkün mertebe ipucu vermemeye çalıştım ama son bölüm hakkındaki bu sözlerim beklentinizi biraz belirlemiş oldu. Olması gereken biraz da buydu. Şimdiye kadar ele aldığımız her şey bizim eşsiz ve biricik bir varlık olarak kalma isteğimiz ve bu uğurda karşımıza çıkan şeylerin yok olma dileğimiz üzerineydi. Ancak konuyu biraz da başka bir açıdan ele almaya çalışalım. Bunu gerçekte ne kadar istiyoruz? Bir ikizinin olması durumu, aslında bizimle aynı olan ama bizimle tamamen aynı olmayan bir varlığın kabulüdür. Öyleyse bizi bambaşka bir birey yapan bizimle onun arasındaki benzerlik ve farklılıklar. Baudrillard’a göre daima kabuslarımızda, özlemlerimizde bu benzerlerimizle yüzleşirken aslında onu saf dışı bırakıyoruz. Çünkü bilinçdışında bireyselleşmek istemiyoruz (1). Bireysel olmak demek özgürlüğü kabul etmek, seçtiğimiz ve seçeceğimiz tüm yolların biricik sorumlusu olarak kendimizi görmek anlamına geleceğinden bu acıya katlanmayı hangimiz gerçekte istiyoruz?

Yazının tamamında insanın diğerlerinden “farklılaşma” isteğini, “biricik olma” arzusunu ifade eden tüm sıfatları tırnak işareti içine aldım, böylece bu anlama gelen ne kadar çok sıfat oluşturmuş olduğumuzu göstermek istedim. Bunun üzerinde çok fazla düşünmüşüz. Ancak insanın bu arzusu aslında çok büyük bir yükü de beraberinde getiriyor. Öyle ki biricik olmak karşılaştığı ve yaşadığı her şeyde verdiği tepkilerin, hissettiği duyguların, davranış biçiminin de bir başkasıyla benzememesi demek. Öyleyse mutlak anlamda yalnız olduğumuz temel savını öne süren varoluşçu yaklaşımlara yaklaşmıyor muyuz? Bunu senin gibi yaşayan bir başkası daha yok. Evrendeki biricik ama yalnız kişi, ürkütücü…

Jose Saramago hem dili kullanma becerisiyle, hem anlatımıyla, hem virgülsüz diyalog ve monologlarıyla hem de insana dair anlattığı şeylerin başarılı tasvirleriyle önemli bir yazar. Mutlaka okunması gerekenler listesinde adı mutlaka olmalıdır. Mutlaka okunması gerekenler listesinde Kopyalanmış Adam da mutlaka olmalıdır. Modern dünya varoluşsal sorgulamalara fırsat bırakmazken ve bizler kendi olma gerçeğimiz üzerinde düşünmezken böyle kitaplar iyi ki var. Varlar ve hala nefes alıyorlar. Bizi sorgulamaya ve sıkıntıya sokmaya hazır bir biçimde bekliyorlar. Birini elimize aldığımızda düşünmeye ve nefes almaya başlıyoruz bizler de. Çünkü bir kitabı okurken birden fazla kitabı okuyoruz aslında.

“Bildiğim şu ki, etten kemikten ve bıkkınlıktan ibaret kaskatı bir gerçektim. Üstelik, gerçekliğimi bir başına doğrulayacak ölçüde anlaşılmaz bir sıkıntıya kapılmıştım ve kendimle kendim arasında uzanan o kat edilmez boşlukta yapayalnızdım.”

Ölü Zaman Gezginleri, Hasan Ali Toptaş

*Yazının kapak görselindeki “Twin Souls” adlı illüstrasyon Julia Hariri’ye aittir.

Kaynak
  1. Baudrillard, J. (2018). İmkansız Takas (3.Basım). (A. Sönmezay, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  2. Ömeroğlu, Ö. (2010). Yeni bir insan hakkı: Benzersiz olma hakkı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10(2), 99-132.
  3. Rogers, C. (2018). Kişi Olmaya Dair (4.Basım). (O. Marangoz, Çev.). İstanbul: Okuyan Us Yayınları.
  4. Saramago, J. (2013). Kopyalanmış Adam (6.Basım) (E. İnce, Çev.). İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları.
  5. Yalom, I. (2017). Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek (1.Basım). (Z. Babayiğit, Çev.). İstanbul: Pegasus Yayınları.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir